Sevgili yol arkadaşımız Avukat Hilmi Haluk Ünsal’ı 27 Kasım 2020 tarihinde kaybettik.

Son kaybımız değil ve de olmayacak! Çağdaş hukuk mücadelesinde, devrimci avukatların, ilerici avukatların, çağdaş hukukçuların kuruluşunda ve çalışmalarında öncü rol oynan Av. Niyazi AĞIRNASLI, Av. Halit ÇELENK yanında katkılar koyan Av. Doğan TANYER, Av. Erdal MERDOL, Av. İbrahim AÇAN, Av. Emin DEĞER, Av. Refik ERGÜN’ü, mücadeleyi omuzlayıp sürdüren Av. İbrahim TEZAN, Av. Hakkı Tuğrul ÇAKIN, Av. Zeki Oruç EREL, Av. Kasım SÖNMEZ, Av. Fehmi ÇAM, Av. İlhan DİŞÇİ, Av. Çetin GÜNER, Av. Burhan KARAÇAL, Av. İlgi VARIŞ, Av. Metin BAŞBAY, Av. Ümit ÖNCÜL, Av. Hasan Aydın TANSU, Av. Hale YILMAZ, Av. Cevat BALTA, Av. Orhan ÖZER ve Av. Gültekin BEKDEMİR’i toprağa verdik, Savcı Doğan ÖZ ve Uğur MUMCU’yu dinci faşist katliamlarda yitirdik.

Sevgili Hilmi Haluk Ünsal’ı ise, cumhuriyet, bilim ve laiklik düşmanı, eğitim, kültür, sağlık kurumlarını yok eden dinci iktidarın yönetimsizliğinde covid-19 salgınına kurban verdik.

Hilmi Haluk Ünsal’la arkadaşlığımız çağdaş hukuk mücadelesiyle başladı, Baro ve Türk Hukuk Kurumu kongrelerinde sürdü, Sivas Katliamı davasında pekişti, dost muhabbetlerinde kavileşti. Çorumluydu, Hacettepe’de yaşamıştı, Hacettepe ile Beşiktaş spor takımlarını tutardı. Hititlilerle bağlantı kurar Çorumlu değil Hattiliyiz derdi. Çorumspor Hacettepe maçında, yeğenleriyle Çorumspor taraftarlarının içinde otururken, maçın heyecanı ile Hacettepe’yi tutunca tepki çekmiş, yeğenlerinin “Yabancı değil bizden” demelerine karşın Çorumspor’a tepkilerini sürdürünce yeğenlerini “defol git” demek zorunda bırakmış, Hacettepe taraftarının içine karışınca gülerek çok rahatladım der, inanmadığı işleri kesinlikle sürdürmezdi.
Nedenini tam bilmiyorum, amma 1940 ile 1950 arası doğumlu olan 68 kuşağı devrimciler içinde Beşiktaşlılık pek yaygındır. Beşiktaş’ın Saray arabacı ve faytoncu emekçiler tarafından kurulması bir sempati yaratmış olmalı. Beşiktaş’a amale (işçi), Fenerbahçe’ye avam (halk), Galatasaray’a entelektüel (okumuş) takımı denir. Zamanla at izi it izine karıştığından, taraflarda birbirine karıştı, futbolda sınıfsal köken arama işi bitti, ama Haluk’un Beşiktaşlılığı bitmedi, sonunda Beşiktaş bu sevgiye karşılık verdi, Haluk toprağa verilmeden önce Fenerbahçe’yi Kadıköy’de 4-3 yendi. Yaşasaydı kuşkusuz çok mutlu olurdu “serde emekçilik var” derdi. Bir Fenerbahçeli olarak sonuca pek üzülmedim, hatta Haluk adına sevindim bile. Haluk torununa Beşiktaş forması almış, ama torunu Fenerbahçe formasıyla karşısına geçip poz verince bozulmuş; “Ya Mehdi, bir torunu bile Beşiktaşlı yapamadık, bu düzeni nasıl değiştireceğiz” derdi.

Karadeniz Lokantası’nda on-onbeş kişilik bir grup arkadaşla oturuyoruz. Haluk, Ali Sarıgül’e “Ya Ali, Hollanda’ya gittim herkes Tunceli’yi soruyor, bir Çorumlu olarak çok utandım, bizi Tunceli’ye götür” dedi. Ali de “Emrin olur Ağam, başka gelmek isteyen var mı” diye sordu. Sekiz-on arkadaşla biz de geliriz dedik…

Haziran ayında Ali aradı, “Biz Haluk Ağamla Tunceli’ye gidiyoruz, geliyor musun, gelmiyor musun?”
“Hani Adli Tatil’de gidecektik, başka gelen yok mu?”
“Adli Tatil’de Tunceli sıcak olur, başka gelen de yok.”
“Alim, söz ağızımızdan bir kere çıktı, tabii ki geleceğim.”

Haziran ayında Meliha’nın babası Ali Bey, Hilmi Haluk ve ben Ali’nin kullandığı otomobille yola çıktık. İlk durağımız Elâzığ’ın Hazar Gölü’nün kenarındaki Sivrice oldu. Gece konakladık, sabah Harput’a uğradık, oradan vapurla Keban Baraj Gölü’nü geçerek Tunceli’ye vardık. Tunceli merkezinde gezerken, “Mehdiciğim vallahi burası Cumhuriyet’in aydınlık yüzü, Paris, şu insanların güler yüzlülüğüne canlılığına, gençlerin giyimine bak, bir tane türbanlı yok, burada yaşanır” diyordu. Merkezden ayrılarak Munzur Vadisi’nin yeşille donanmış görkemli manzarasına bakarak, Munzur Çayı’nın kayalara çarpa çarpa coşkun akışını, kuşların cıvıl cıvıl ötüşünü duyarak, köstebek yuvasına dönmüş 60 km yolu 3 saatte alarak, Ovacık’a ulaştık.

Meliha’nın babası Ali Bey’in ve kardeşi Erdoğan’ın ağırlamasıyla Ovacık’ta iki gün kaldık, gözelere çıktık, efsaneleri okuduk, Munzur’un alabalıklı rakılı muhabbetten sonra Tunceli’ye döndük. Ali bizi Tuncel-Pülümür-Erzincan yolu üzerinde suların birleştiği, şelalenin aktığı vadiye ve vadinin tepesindeki kafeye götürüyordu, yol boyunca manzara harikaydı. Şelalenin bulunduğu vadiye vardık, tepedeki kafe yakılmıştı. Haluk, “Bu güzellik yakılır mı bunu protesto edelim, her durduğumuz yerde bir tek içelim” dedi. Vadide gençlerin oturduğu bir kır bahçesine uğradık, bir tek içip, Tunceli’ye kadar uğradığımız her yerde birer tek içerek gideceğiz” dedik. “Buradan Tunceli’ye kadar çok yer var, öyle içerseniz Tunceli’ye varamazsınız” dediler. 

Bir kır bahçesinde oturduk yemek yedik ve Tunceli’ye döndük. Bir otelde kalıp sabah Hozat’a gideceğiz. Sabah Haluk ile Ali fikir değiştirmiş, “Nemrut’a gidiyoruz” dediler.

Ali, “Bir yemek yiyelim de çıkalım.”
Ben, “Burada yemek yemeyelim, arabada boş pide var, yol üzerindeki bir yerde yeriz.”
Haluk, “Mehdi doğru söylüyor, öyle yapalım” dedi.

Tunceli’den çıktık yola, Pütürge üzerinden Nemrut’ a çıkacağız. Yol üstünde yemek yiyecek bir yer bulamadık. Köylerden geçerek, kıvrıla kıvrıla çıkan dağ yolunu aşarak, Nemrut’a ulaştık. Yol boyunca boş pide yenilince aç kaldık. Nemrut’un görkemli heybetine, muhteşem manzarasına, koyun kuzu barınaklarına, mağaralara, halı gibi serilmiş çiçeklerine bakarak zirveye ulaştık, Tanrılar Anıtı’nı gezerek, yorgun ve bitkin Malatya’ya döndük.

Malatya’da yattık, sabah Kayseri üzerinden Ankara’ya dönmek için hareket ettik. Kayseri Ankara yolunda aracı Haluk kullanıyor, ağır ağır ilerliyoruz. Yolda trafik polisi çevirdi, “Hızlı gidiyorsunuz” dediler ve ceza yazmaya kalktılar. “Avukatız, aracı hız yapmayan arkadaşımız kullanıyor” dedikse de “Öndeki aracı sollarken hız yaptınız” dediler, cezayı kestiler. Haluk, “Polise itiraz edilmez, devlet yalan mı söylüyor(!)” deyip yola devam etti.

Hey gidinin Hilmi Haluk Ünsal’ı hoş sohbetti, espri üreticisi idi, hem mücadele hem de muhabbet sofralarının aranan adamıydı, yeri geldiğinde taşı gediğine kordu. Yeri doldurulamaz yol arkadaşımız ve dostumuzdu, yitirdiklerimizle birlikte ışıklar içinde uyusun…

05.12.2020