Soma’da atılan tekme AKP’nin gerçek yüzüdür. Bu tekme tam da sosyal güvenliğin kalbine atılmıştır.

19.yy’ın sonları ile 20.yy’ın başlarında iş kazası ve meslek hastalıklarından doğan zararlardan işveren sorumlu tutulmuştur. Maddi zararların tazmini ile sorumlu tutulan işverenin sorumluluğuna devletin de sorumluluğunun eklenmesi, kapitalizmin Keynesyen dönem de denilen Fordist dönemde gerçekleşmiştir. İşçi sınıfının sendikal olarak örgütlenmesi ve sosyalist akımların güçlenmesi karşısında devletler, sosyal politika alanında reformlar yaparak devlete sosyal nitelik kazandırmaya yönelmişlerdir.

Bismarck Almanyasında ilk kez iş kazaları sigorta sistemine dahil edilir. Kapitalizmin bu evresinde sosyal devlet olgusu tüm gelişmiş ülkelerin pozitif hukukunda yeralmakla birlikte evrensel nitelik kazanması II. Dünya savaşlarından sonra imzalanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile olur. Evrensel Beyannamenin 22. maddesi “Her kişinin, toplumun üyesi olarak, sosyal güvenlik hakkına sahiptir; sosyal güvenlik bireyin onuru, kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların tatmin edilmesi temeline dayanır”,  25. maddesi ise, “Her kişinin gerek kendisi gerekse ailesi için yiyecek, mesken, tıbbi yardım ve gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere, sağlık ve refahını sağlayacak bir yaşama düzeyine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık hallerinde veya geçim olanaklarından iradesi dışında yoksunluk yaratacak diğer bütün durumlarda sosyal güvenliğe hakkı vardır…”  diyerek sosyal güvenlik hakkının evrensel bir hak olduğu, kişiye yeterli bir yaşam düzeyine sahip olma hakkı hem de risklere karşı koruma isteme hakkı olduğunu belirtir.

Evrensel Bildirgenin yanında ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa Sosyal Güvenlik Kodu ve Avrupa Güvenlik Sözleşmesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin Temel Sosyal Haklar Sözleşmesi diğer uluslararası belgelerdir.

Bu uluslararası sözleşmeler, deklarasyonlar, yönergeler iş güvenliğinin yalnızca bireysel bir hak olmanın ötesinde toplumsal bir hak olduğunun da kabulüdür.  Hükümetler arasındaki işbirliği ve koordinasyonun da temel hedefi genel olarak çevreyi ve tesislerin dışında yaşayan kişilerin sağlığı korunurken güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamını da yaratmaktır.

Sanayinin geldiği bu evrede,  sağlık-güvenlik-çevrenin birbirinden ayrılamayacağı, bu bağlamda risklerin kaynağı olarak görülen işletmenin/işletmelerin planlama aşamasından başlayarak koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Bu nedenle, sosyal güvenlik toplumun tüm bireyleri için temel bir hak, bunun gerçekleştirmek ise devlet için Anayasal görevdir. Anayasa’nın 60. maddesi “ Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” , bu kamu hizmetinin yürütümü de yine Anayasa’nın 128. maddesinde devlete yüklenmiş bir görevdir. Anayasa’nın 56 maddesi de herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını teminat altına almış olup, bu hakkın korunması ve bu doğrultuda yüklenmiş hizmetlerin yürütümü ise devletin görevidir.

İşçi sağlığı ve güvenliği, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’na nasıl yansımıştır?

6331 sayılı Yasa’yı anlamak için Hükümetin geriye doğru 10 yılı nasıl heba ettiğini anlatmak gerekir. 10 Haziran 2003 tarihinde Resmi Gazete’de  yayımlanarak yürürlüğe giren İş Yasası çalışma yaşamında büyük devrim olarak sunulmuştur. İş Yasası’nın 5. Bölümünde düzenlenen İşçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin hükümleri 10 yıl boyunca uygulanmamıştır. Yasanın öngördüğü tüzük yayımlanmamış, çıkarılan yönetmeliklerde kanunun vermediği yetkiler kullanılmış, yürürlük ertelenmiş ve bir türlü yasanın uygulanmasına olanak tanınmamıştır. Kanunda var olan hükümler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı eliyle 10 yıl boyunca engellenmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun genel gerekçesinde “…çalışma hayatını yakından etkileyen ekonomik, sosyal ve siyasal koşullar, Türkiye Cumhuriyetinin iş hukuku alanındaki yetmiş yıla yaklaşan birikimi, uygulamada karşılaşılan sorunlar, esnekleşme gereksinimi, Avrupa Birliği ve Uluslararası Çalışma Örgütü normlarına uyum sağlama zorunluluğu mevcut İş Kanununda bazı değişiklikler yapılması yerine yeni bir iş yasasının hazırlanmasını zorunlu kılmıştır.” denilmektedir.

Çalışma yaşamına büyük bir devrim olarak sunulan bu Yasa’da ilk kırılma iş güvencesinde ikinci kırılma ise iş güvenliği alanında olmuştur. İş güvencesi, 30 işçi ve  üzerinde çalışanla sınırlı olunca 30’un altında işçi çalıştıran işyerleri bu kapsamdan çıkmıştır. 30 ve üzeri işçi çalıştıran işyerlerinde ise, işçinin işinin devamlılığı değil, 4 ay boşta geçen süre + 4 ay tazminat ödemeyle  işsiz kalması  yasal teminat altına alınmıştır. İş güvenliği ve işçi sağlığını düzenleyen İş Yasası’nın 5. Bölümüne ise yukarıda belirtildiği gibi bu iktidar tarafından hayat olanağı tanınmamıştır. Yönetmelikler Yasa’nın öngördüğü biçimde yayımlanmamış, yargı tarafından iptal edilen yönetmelikler, torba yasalara serpiştirilen kanun maddeleri ile yönetmelikler Yasa’ya değil Yasa yönetmeliklere uygun hale getirilmişlerdir. 2012’ye gelindiğinde çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Teşkilat Yasası’nda, ÇASGEM Yasası’nda ve İş Yasası’nda 80 yıllık birikim epey dinamitlenmiştir.

2012 tarihinin Haziran ayında 6631 sayılı Yasa kabul edildiğinde iş kazalarında tablo şudur.

2002- 2012 Yıllarına göre iş kazaları[1]

Madencilik Sektöründeki Tablo ise;

6331 sayılı İş sağlığı ve Güvenliği Yasa gerekçesi bu tabloyu şöyle özetlemiştir;

  “Kapsam farkı dışında yıllardır uluslararası ve ulusal düzeyde yürütülen çalışmalara rağmen, iş sağlığı ve güvenliği konusunda ne yazık ki istenen düzeye gelinememiş olup istatistikler de bu durumu doğrulamaktadır. Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği alanında Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 2009 yılı verilerine göre; günde yaklaşık 176 iş kazası olmakta, iş kazası sonucu 3 işçi hayatını kaybetmekte ve 5 kişi iş göremez hale gelmektedir. Bu rakamların yanı sıra SGK istatistiklerine yansımayan, kapsam ve kayıt dışı iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu kayıplar da ayrıca dikkate alınmalıdır.”

 6331 sayılı Yasa’nın gerekçesinde de hem İLO normlarına hem de Avrupa Birliği’nin 89/391 Sayılı Çerçeve Yönergesi’ne uyum için kabul edildiği söylenir. 4857 sayılı İş Yasası’nın genel gerekçesi bu yasaya kes kopyala yoluyla yapıştırılmıştır.  “Çalışma hayatını yakından etkileyen ekonomik, sosyal ve siyasal koşullar, Türkiye Cumhuriyetinin iş hukuku alanındaki seksen yıllık birikimi, uygulamada karşılaşılan sorunlar, koruyucu ve önleyici hizmetlerden bütün çalışanların yararlanmasını sağlamak, uygulamaların kalite yönetim sistemi benzeri sürekli iyileştirme felsefesinin yerleştirilmesi ve Avrupa Birliği ile Uluslararası Çalışma Örgütü normlarına uyum sağlama zorunluluğundan dolayı, mevcut İş Kanunundan bağımsız çalışanların tümünü kapsayan, önleyici ve koruyucu tedbirleri içeren ve gelişmiş ülke örneklerindeki mevzuat metinleriyle uyumlu düzenlemelerin hayata geçirilmesinde yarar görülmektedir.  Ülkemiz Avrupa Birliğine tam üyelik için 3 Ekim 2005 tarihinde müzakerelere başlamıştır. Bu nedenle, gerek Avrupa Birliği iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uyum çalışmaları gerekse onaylanan uluslararası sözleşmelerin gereklerini yerine getirme çabaları da ülkemizi iş sağlığı ve güvenliğini düzenleyen daha kapsamlı bir yasayı zorunlu kılmaktadır.  … Bugüne kadar uygulamada geçerli olan kuralcı yaklaşımdan ziyade iyileştirici ve geliştirici bir yaklaşımın benimsenmesi; mevzuatın uyulması gereken bir zorunluluk olarak algılanması yerine, sağlık ve güvenliğimizi destekleyici bir araç olarak görülmesi durumunda iş sağlığı ve güvenliğinde gelişme sağlanabileceği açıktır. Ayrıca mevzuatın gereklerinin yerine getirilmesi için mutlaka mevzuat dışı araçların da kullanılması, konunun tüm sosyal taraflar ve diğer paydaşlar tarafından desteklenen bir ülke politikası olarak ele alınması gerekmektedir.

Evet; sunum böyle olmakla birlikte, yaşananlar böyle mi olmuştur? Yasama organının çoğunluğu, yürütmenin kanun tekliflerini emir olarak kabul ettiğinden yürürlük maddesi dahi uygulamaya girmekte zorlanmıştır.

Not: II. Yazımızın konusu “Yasa’nın Sosyal Güvenlik Felsefesi ve Güvenliğin Özelleştirilmesi”

[1] Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın resmi sitesinden derlenmiştir.

AV. NURTEN ÇAĞLAR YAKIŞ