Savunma Hareketi olarak, Ankara Barosu’nun Ekim ayında gerçekleştirilecek Genel Kurulu öncesinde “Savunma’nın Baro’yu Güçlendirmesine Zemin Hazırlamalıyız!” başlıklı broşürümüz paylaşıyoruz. “Ankara Barosu’na Ortak Akıl Egemen Olmalı” vurgusuna yer verdiğimiz broşür, Ankara Barosu için hem bir tartışma metni hem de demokratik kişi ve çevrelere savunma mesleği için “birlikte sorumluluk alma ve mücadeleyi büyütme” çağrısı içeriyor.

Demokratik Sol Avukatlar Grubu’nun, savunduğu değerler üzerindeki ortak zemini kaybetmesi, Çağdaş Avukatlar Grubu’nun, birleştirici olmaktan uzaklaşması, Barodaki “koltuk mücadelesi”nin Baromuzun toplumsal mücadele gücünü zayıflatması, reflekslerini ağırlaştırması gibi nedenlerle; Savunma Hareketi olarak, DSA ve ÇAG bünyesindeki tüm meslektaşlarımızın tek bir zeminde buluşmasını öneriyoruz.

“Marka” olarak görünen DSAG ön seçimlerinin, birliktelik sağlamaktan çok, “markaya sahip olma” yarışına dönmesi, Ankara Barosu’nun önümüzdeki dönem için de umut vadetmediğini ortaya koymaktadır.

Yargı bağımsızlığının yok edildiği ülkemizde;

  • Hukukun egemenliğini sağlama yükümlülüğü ile ülkemizin içine sürüklendiği hukuksal sorunları bütün boyutlarıyla uğraşı alanı olarak gören,
  • Mesleğimizin ve meslektaşlarımızın sorunlarının etkin çözümünü hedef olarak önüne koyan,
  • Savunma mesleğine itibarının kazandırılması için mücadele eden,
  • Ortak örgütümüz olan baronun olanaklarının tüm meslektaşlarımızın menfaatine uygun olarak kullanılmasını hedefleyen bir anlayışla;

2016 EKİM AYINDA YAPILACAK ANKARA BAROSU GENEL KURULU’NA BİRLİKTE YÜRÜMEYE ÇAĞIRIYORUZ.

[wpdm_package id=’2511′]banner slogan[wpdm_package id=’2511′]

“SAVUNMA”NIN ÖRGÜTLÜ GÜCÜ: BAROLAR

Barolar, avukatlık mesleğinin gelişmesi ve meslek mensuplarının ortak ihtiyaçlarının karşılanması gibi görevleri bulunan kurumlar olmasının yanı sıra; kuruluş yasasında “hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak” sorumluluğu bulunan, çalışmaları demokratik ilkelere göre sürdürmeleri öngörülen kuruluşlardır.

Ülkemizde hukukun demokratik temelde gelişmesi yönünde pek çok toplumsal kesimin mücadelesinin yanında; “yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eden” avukatlar da mesleki faaliyetlerini sürdürürken, hukukun üstünlüğü ve insan hak ve özgürlüklerinin gelişmesine katkıda bulunmaktadırlar.

Avukatlar; bireysel çalışmaları yanında, çeşitli hukuk örgütlenmeleri aracılığıyla ya da toplumsal mücadele alanlarında yaptıkları katkılarla, gerek yasama organını etkileme, gerekse yargı kararlarının haktan, hukuktan, adaletten, demokrasiden, emekten, barıştan ve genel olarak özgürlüklerin geliştirilmesinde rol almaktadırlar.

Avukatların bireysel/örgütlü ya da diğer toplumsal yapılanmalara katılım suretiyle gerçekleştirdikleri hukuk alanına yönelik etkilerini, avukatların örgütleri olan baroların daha organize olmasıyla kurumsal olmasıyla sürdürebilmeleri olanakları bulunmaktadır. Baroların önemli bir toplumsal değer oldukları değerlendirilebilirse de; ülkemizde hukukun gelişmesine yönelik olarak belirgin bir rol oynayabildiklerinden söz etmek olanaklı değildir. Yargının kurucu unsurlarından savunmanın örgütlü gücü olan baroların, insan hak ve özgürlüklerinin korunması, geliştirilmesi mücadelesinde anılmaya değer yeterli bir programı, yaklaşımı ve faaliyeti bulunmamaktadır.

Toplumsal mücadele alanlarına ve diğer demokratik kitle örgütlenmelerine mesafeli duran, bunun yanında kendi özgün örgütlenmesi ile de bu kesimlerin yürüttüğü demokrasi mücadelesine gerektiği gibi katkı koyamayan barolar, elit/bürokratik bir yapı görünümündedir.

Son yıllarda ülkemizin içine düştüğü değişim sürecinde, yargının ve hukukun yok edilmesine yönelik uygulamalara karşı çeşitli faaliyetler ve girişimler barolar eliyle yapılmış olmakla birlikte, bu girişimlerin sürekliliğinden bahsedilemeyeceği gibi, çeşitli sorunlar karşısında aynı tutarlılığın sürdürülebileceğini söylemek de zordur.

Baroların “mesleğin gelişmesi” yönünde önemli başarıları olduğunu söylemek de olanaklı değildir. Açılan hukuk fakültesi, öğrencisi sayısı gözetildiğinde, avukatlık mesleği çözümsüz bir yumağın içerisine sokulmuştur. Hukuk eğitiminin giderek niteliksizleştiği, mezun sayısının istihdam edilemez noktaya ulaştığı bir süreçte, barolar etkili bir tavır gösterememiştir. Gelinen aşamada, yalnızca sınav sistemi getirmeye indirgenmiş, soruna çözüm oluşturmayacak önermeler tartışılmıştır.

Mezun sayısındaki artışa koşut olarak, staj eğitiminde yığılmalar hem staj eğitiminin de kalitesinin yükseltilememesine hem de daha verimsiz bir avukatlığa hazırlık süreci yaşanmasına neden olmaktadır. Avukatlık mesleğinin değersizleşeceği bu sürecin durdurulması için acil önlemler alınması gerekmektedir.

Ankara’da yaşanan adliyenin dağıtılması sorununda da Baro’nun etkin bir müdahalede bulunduğundan söz edilemez. Adliyenin çeşitli birimlerinin sağlıksız yapılara taşınması, meslektaşlarımızın görev yapmasını zorlaştırmış, önümüzdeki süreçte sorunun çözümüne dair ne Bakanlıktan ne de Barodan doyurucu bir çözüm önerisi de ortaya konulamamıştır.

“Siyasete Geçiş Yapma” Platformu

Elbette ki avukatların kendi örgütlenmeleri olan baroların bir çok başarısından da söz edilebilir. Ancak gerek meslek alanına yönelik, gerekse ülkemizdeki hukukun emekten ve insan haklarından yana gelişmesinde baroların beklenen yerde olmadığı açıktır. Bu genel değerlendirmeyi, özel olarak Ankara Barosu’na yönelik ele aldığımızda, bu değerlendirmenin 50 yıldır iktidarda olan bir DSAG değerlendirmesi olması gerektiği de kaçınılmazdır.

DSA Grubu’nun geçmiş birikimine bakıldığında, Ankara Barosu siyasetinin belirleyeni olarak siyaset alanına “siyasetçi” devşirme üzerine kurulu bir organizasyon olmasıyla anılmaktadır.

Baro yönetimini belirleyen baskın Grubu olarak, grup içi “proje yarıştırması” dışında, Baro’yu aktive edecek bir yaklaşıma sahip olmamış ve yenilikçi gelişmelere kapalı kalmıştır.

DSA içerisindeki dönüşüm ve siyaset alanında yaşanan daralma gibi nedenlerle, geçtiğimiz 10 yıllık süreç içerisinde DSAG’ın bu özelliğinde farklılıklar ortaya çıkartmış olsa da, “siyasete geçiş yapma” yaklaşımı, önemli motivasyon araçlarından biri olmaya devam etmektedir. Gezi direnişine verilen hukuki destek ve yargıya yönelik baskılara karşı Baro tabanını harekete geçirme gibi yönelimler geleceğe dair olumlu beklentiler yaratmakla birlikte, Baro yapılanmasını etkileyen zaaflardan arınmanın yolu, en geniş birlikteliğin sağlanmasından geçmektedir.

ÇAG İhtiyacı Karşılamaktan Uzak

Çağdaş Avukatlar Grubu, Ankara Barosu’ndaki geleneksel sol yapılardan bir diğerini oluşturmuştur. ÇAG, Baro yönetimlerine gerektiğinde destek olan, gerektiğinde muhalefet eden önemli bir güç oluşturmuştur. DSAG’ın iktidarına, yönetimlerde temsil edilmeden de alternatif olabilmiş, bir yandan tüm demokrat Baro tabanının saygınlığını kazanırken diğer yandan Baro tabanında, toplumsal mücadelenin diğer alanlarında etkili olan kesimleri bünyesinde barındırmıştır.

Demokratik hak ve özgürlükler alanında, barolardan daha etkili bir mücadelenin Çağdaş Avukatlar tarafından verilmiş olması, toplumsal alanda da barolardan önce akla gelen ve başvurulan önemli bir gelenek yaratmıştır.

Ancak, toplumsal mücadele alanlarında yaşanan genel sorunlar yanında, ÇAG içerisinde yaşanan öznel sorunlar gibi nedenlerle, Çağdaş Avukatların zaman içerisinde bir grup olarak varlığını sürdürmesine karşın, etkinliğini kaybetmesi söz konusu olmuştur. Bugün için ÇAG’ın, geçmiş örgütlülüğünden, bütünlüğünden bahsetmek olanaksız hale gelmiştir.

Sahiplenilmesi, örnek alınarak bu güne taşınması gereken bir tarihsel gelenek olarak ÇAG, önemini korumakla birlikte, Ankara özelinde, bugünün ihtiyaçlarına yanıt verecek bir Grup yapısı olmaktan çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır.

DSAG Önseçimleri Birliktelik Sağlayabilir mi?

2016 Ekim ayında yapılacak Ankara Barosu Genel Kurulu öncesinde gerçekleştirilecek olan DSAG ön seçimi için iki önermenin ön plana çıktığı görülmektedir. Bunlardan birincisi “DSAG içerisinde birliğin sağlanması”, İkinci önerme ise “DSA’nın sağa kaydırıldığı ve bu kaymanın durdurulması gerektiği” iddiasıdır.

DSAG içerisinde birliğin sağlanması önermesi, geçtiğimiz dönemlerde DSAG içerisinde yapılan ön seçimlerin, ön seçimi kaybeden gruplarca tanınmaması yönünde yaşanan bölünmeye atıf yapmaktadır.

Geçen dönem farklı listeler halinde ayrışan ve yarışan grupların, mevcut Baro Başkanı’nın adaylığı altında birleştirilmesi yoluyla çözümü öngörülmektedir. Bu iddia, daha ortaya atıldığında, yalnızca birleşmeleri öngörülen grupları dağıtmamış, karşısında keskin ve tepkili yeni oluşumları da doğurmuştur. DSA içerisinde parçalanmayı önleme iddiasında olanların seçilmemesi için farklı “birlik” arayışları ortaya çıkmış ve çok sayıda başkan adayı birlikte hareket etme kararı almış, sonuçta dört başkan adayı etrafında ön seçim süreci şekillenmiştir. DSAG içerisinde birlik sağlamanın yolunun, geçen dönem farklı gruplarda yer alan kesimlerin yukarıdan bir araya getirilmesiyle oluşmayacağı açıkça görülmektedir. DSAG içerisinde yer alan grupların ayrışma noktaları ve tartışma içerikleri gözetildiğinde, ön seçim sonrası için birlikte hareket etmenin zemininin bu kez de olmayacağı ortadadır.

Ankara Barosu Genel Kurulu için kimlerin nasıl bir “birliktelik” sağlaması gerektiği de tartışmaya muhtaç bir konudur. Demokratik solcuların DSAG bünyesinde; demokratik solun solunda görünen grupların ise ÇAG bünyesinde seçimlere katıldığı iki farklı oluşum öteden beri devam etmektedir. Geçtiğimiz 15 yıllık süreç içerisinde, gerek DSAG, gerekse ÇAG içerisinde, ülkemizde gelişen olaylara ve baro anlayışına dair farklı kümelenmelerin ortaya çıktığı, bu kümelenmelerin her iki grup içerisinde karşılıklarının bulunduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır. DSA grubu içerisindeki farklı tavır alışlar, ön seçim hukukunun tanınmadığı bir dönüşüme neden olmaktadır.

Çağdaş avukatlar ise kişisel ya da gruplar halinde, gerek DSA’nın ön seçimlerini gerekse Baro genel kurullarını, DSA içerisindeki kendilerine yakın gördükleri oluşumlar üzerinden etkilemeye çalışmaktadır.

“Yapay Ayrım” Bütünleşmeye Engel

Gelinen aşamada, Demokratik Sol Avukatlar ve Çağdaş Avukatlar grup ayrımının, baro seçim süreçlerindeki konumlanışları itibariyle, fiilen bir geçerliliğinin kalmadığı ama yine de farklı listeler halinde seçime katılımın gerçekleştiği yapay bir ayrım yaratmaktadır. “Birlik” konusunda atılacak adımların, tüm devrimci, demokrat, sosyaldemokrat, demokratik sol tabanı hesaba katan bir anlayışla ele alınması zorunludur.

DSAG önseçim sürecinde ortaya çıkan ikinci önerme olan “DSA’nın sağa kaymasının önlenmesi” iddiasının da gerçek zemin üzerinden değerlendirilmesi gerekmektedir. Öncelikle, bu durumu, bir “sağa kayma” olarak değil de, bir “zemin farklılaşması” olarak adlandırmak daha doğru olacaktır.

Ankara Barosu Genel Kurulu için bir “Ön Genel Kurul” niteliğine bürünmüş olan DSAG ön seçimleri, Baro yönetimlerini belirleyen bir özelliğe sahiptir. Adeta bir marka olarak görülen DSA’dan aday olmak, bu gruptan olan/olmayan bütün kesimler için çekim merkezi oluşturmuştur. Ankara Barosu yönetim organlarında, komisyonlarında görev alma istekleri, özellikle DSA’nın daha solunda yer alan kesimlerden DSA içerisine sürekli olarak bir akış yaratmaktadır. Bu durum bir yandan özgün demokratik sol bir grup oluşumunun önüne geçerek DSA Grubunu deforme ederken, yeni katılanlar için de DSA’nın duruş ve söylemlerine yapay bir eklemlenme sorunu doğurmaktadır.

“Ortak Zemin” Baroyu Güçlendirir

Sağlıklı bir zemin içerisinde, demokrat çevrelerin tamamını barındıran bir çalışma pratiği ve ön seçim hukuku geliştirilmesi gerekmektedir. “Ortak Zemin”, her kişi ve grubu kendi duruşuyla ifade edebileceği, aday olabileceği, liste çıkartabileceği ya da ittifak kurabileceği olanaklar sağlayacaktır. Böyle bir zemin, gruplar/kişiler arası iletişim ve etkileşimi daha sağlıklı bir yapıya kavuşturarak, Baro çalışmalarına olumlu katkı sunacaktır.

Devrimci, demokrat tüm kesimleri bünyesinde toplayacak ortak zeminin, Ankara Barosu Danışma Kurulu şeklinde bir yapı olarak oluşturulması olanaklıdır. Bugün için DSAG ve ÇAG bünyesinde (bu yapılara kendisini yakın gören kişi ve grupların da katılabileceği) tanımlanabilecek meslektaşlarımızın yer alacağı Danışma Kurulu, ön seçim sürecinde aday olan, oy kullanan bir işlev görmesinin yanında, zaman zaman toplanarak, Ankara Barosu’nun genel yönelimiyle ilgili tartışma ve önermede bulunma görev de yapabilecektir.

“SAVUNMA”nın Baro’yu Güçlendirmesine Zemin Hazırlamalıyız!

Ülkemizin içinden geçtiği siyasal, sosyal, hukuksal, ve kültürel süreçte karşı karşıya bulunduğumuz sorunlar, hukuk ve yargı alanını doğrudan ilgilendirmektedir. Ekonomik, sosyal, kültürel ve demokratik alanda kazanılmış pek çok değerin yitirilmesi, hak ve özgürlüklerin mevcuttan daha da geriye götürülmesi ya da tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik adımlar; Ülkenin genel sorunları olmasının yanı sıra, özel olarak meslek ve mesleki uğraş alanımızı da etkilemekte ve dönüştürmektedir. Yeni Anayasa ve başkanlık sistemi tartışmaları; laiklikle ilgili kazanımların tüketilmeye çalışılması; sosyal-devlet ilkesinin rafa kaldırılması; emeğin değersizleştirilmesi; ülkede barış ortamının giderek bozulması ve etnik, mezhepsel kırılmaların ön plana çıkması; kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet, taciz gibi olayların yaygınlaşması ve hesap sorulabilirliğinin kısıtlanması; ekonomik gelişme adına çevre ve doğanın talan edilmesi gibi başlıklar altında toplanacak geniş bir sorun alanı içerisinde, hukukçuların, hukuk örgütleri ve baroların etkin ve ortak bir duruş göstermesi zorunludur.

Hukuk eğitiminden başlamak üzere, staj, hukukçu sayısındaki artış, avukatlık mesleğinin yürütülüş biçimindeki dönüşüm gibi mesleğimizi değersizleştiren süreç; genel sorunların bir uzantısı ve toplumun yeniden dizayn edilişinin parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Önümüzdeki süreçte bu dizayn etme çabasının, diğer meslek örgütlerinde olduğu gibi baroların dönüştürülmesi ve iktidarın bir uzantısı haline getirmeye yönelik olacağı da görülmektedir. Yargının hızla iktidarın güdümüne sokulduğu bir süreçte, yargının kurucu unsurlarından olan avukatların mesleklerini yapamaz hale getirilmesi, bağımsızlıklarının tehdit altına girmesi gibi sonuçlar doğuracak adımlara karşı kitlesel mücadele edilmesi ön plana çıkmaktadır. Baroların mesleki alandaki kazanımların kaybedilmesine karşı duruş gösterecek ve bu kazanımları daha da ileriye taşıyacak bir anlayışla hareket etmesi, Ülkede yaşanan genel sorunlara yönelik yürütülen mücadeleye katkı sunacağı gibi, genelde yaşanan sorunlara karşı geliştirilen mücadele de meslek alanı için önemli kazanımlar sağlayacaktır. Birbirlerinden koparılamaz bir süreç olarak,

Ülkede ve meslek alanında yaşanan dönüşüme karşı, örgütlü mesleki yapılarımız aracılığıyla, güçlü bir mücadelenin yaratılması gerekir. Savunma Hareketi olarak, yukarıda aktarmaya çalıştığımız anlayış çerçevesinde, 2016 Ekim ayında yapılacak olan Ankara Barosu Genel Kurulu’nda tüm demokratik kişi ve çevreleri, birlikte sorumluluk almaya ve mücadeleyi birlikte büyütmeye çağırıyoruz…

Savunma Hareketi’nin broşürünü aşağıdaki bölümden bilgisayarınıza indirebilirsiniz:
[wpdm_package id=’2511′]