Yarın (13 Şubat 2015) ülke genelinde laik ve bilimsek eğitim talebiyle yapılacak olan ders boykotunun hukuksal boyutu tartışılıyor. Kamu görevlilerinin sendikalarının aldığı kararlar doğrultusunda toplu eylem hakkına sahip olduğunu vurgulayan Avukat Asuman Tokgöz Sucu, konunun uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve mahkeme kararlarında hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde tanımlandığını kaydetti. Sendika üyelerine benzer eylemlerden dolayı verilen disiplin cezalarının sonradan iptal edildiğini vurgulayan Sucu, Türk Ceza Kanunu’nun 118. maddesinde sendikal faaliyetin engellenmesi yasaklandığına dikkat çekti.

SAVUNMA HAREKETİ.ORG-Avukat Asuman Tokgöz Sucu, kamu görevlilerinin sendikalarının aldığı kararlar doğrultusunda toplu eylem hakkına sahip olduğunu vurgulayarak, konuya ilişkin hakların uluslararası sözleşmelerde, Anayasa ve mahkeme kararlarında hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde tanımlandığını kaydetti.

Konuya ilişkin çok sayıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Danıştay ve idari yargı kararları bulunduğu ifade eden Sucu, 151 sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmesi’nin 3. maddesinde kamu görevlileri örgütlerinin kamu görevlilerinin çıkarlarını savunmayı ve geliştirmeyi amaçladığı ve kamu çalışanlarının çıkarlarını savunmak amacıyla etkinliklerde bulunabileceklerinin düzenlendiğini hatırlattı. Anayasa’nın 90. maddesinde milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğuna ilişkin düzenleme bulunduğunu kaydeden Sucu, “Bu düzenlemeyle söz konusu ILO Sözleşmesi’nin kanun hükmünde olduğu tartışmasızdır” diye konuştu.

ILO Sözleşmeleri Güvence Sağlıyor

Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 sayılı ILO Sözleşmesi’nin birinci bölümünde “Çalışanların ve işverenlerin örgütleri tüzük ve iç yönetmeliklerini düzenlemek, temsilcilerini serbestçe seçmek, yönetim ve etkinliklerini düzenlemek ve iş programlarını belirlemek hakkına sahiptir” ifadelerine yer verildiğini belirtti. Aynı bölümün 8/2 maddesinde ise “Yasalar bu sözleşme ile öngörülen güvencelere zarar verecek şekilde uygulanamaz” denildiğini hatırlatan Sucu, “Örgütlenme Hakkının Korunması” başlıklı bölümde ise “Hakkında bu sözleşmenin yürürlükte bulunduğu Uluslararası Çalışma Örgütü’nün her üyesi, çalışanların ve işverenlerin örgütlenme hakkını serbestçe kullanmalarını sağlamak amacıyla gerekli ve uygun bütün önlemleri almakla yükümlüdür” şeklinde düzenlemelerinin yer aldığını kaydetti.

Söz konusu sözleşmenin 8 Ocak 1993 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile usulüne uygun olarak kabul edildiği v er 25 Şubat 1993 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini hatırlatan Sucu, şöyle devam etti:      

“Görüldüğü gibi 87 nolu ILO Sözleşmesi’nin 3/1. maddesinde kamu çalışanlarının örgütlenme ve etkinlikte bulunma özgürlüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında kamu makamlarının bu hakkı sınırlayacak veya kullanılmasına engel olacak nitelikte her türlü müdahaleden sakınmaları gerektiği düzenlemiştir. Sözleşmenin 8/2. maddesi de sözleşme ile öngörülen güvencelere zarar verecek nitelikte iç hukukta yasal düzenleme yapılamayacağına, uygulamada da bu hakların kısıtlanamayacağına yer vermiştir.”

“Toplu Eylem Hak”

Sucu, Türkiye’nin de katıldığı Nice Zirvesi 7–8 Aralık 2000 tarihinde karalaştırılan Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın “Toplu Pazarlık Yapma ve Eylem Hakkı” başlıklı 28. maddesine yer alan şu ifadelere de değindi:

“Çalışanlar ve işverenler veya bunların ilgili kuruluşları, topluluk mevzuatı ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre uygun düzeylerde toplu sözleşmeler müzakere etme ve imzalama ve menfaat ihtilafı olması halinde grev eylemi dahil olmak üzere kendi çıkarlarını korumak için ortak (toplu) eylem yapma hakkına sahiptir.”

Engellemek Suç

Anayasa ve insan hakları sözleşmeleri ile güvence altına alınan sendikal faaliyet hakkının Türk Ceza Kanunu (TCK) ile de korumaya alındığını kaydeden Sucu, “TCK’nın 118. maddesinde sendikal faaliyetin engellenmesi yasaklanmıştır” diye konuştu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 11. maddesi kapsamında, sendikal eylem ve etkinlikler nedeniyle verilen cezaları sözleşmeye aykırı bulduğunu kaydeden Sucu, konuya ilişkin şu bilgileri verdi:

“KESK’e bağlı sendika üyelerinin başvurularında AİHM; AİHS’nin 11. maddesinin sendikanın yapacağı toplu eylemler yoluyla, sendika üyelerinin mesleki çıkarlarını savunma özgürlüğünü güvence altına aldığını, sendika üyeleri tarafından gerçekleştirilecek olan bu eylemlere taraf devletlerin izin vermesi gerektiğini, 11. maddede grev yapma hakkı açık bir şekilde ifade edilmemişse de bu hakkın tanınmasının, en önemli sendikal haklardan biri olduğunu, genel bir grev yasağının sözleşmenin 11. maddesinin ihlali anlamı taşıdığını, sendika üyelerinin grev ve eylemlere katıldıkları için disiplin cezası ile cezalandırılmalarının sendikal hakları kullanmaya yönelik caydırıcı bir niteliğe sahip olduğunu, yasaklama ve engellemelerin demokratik bir toplumda gerekli olmadığını tespit etmiştir.”

AİHM ve Danıştay Kararları Örtüşüyor

Benzer eylemlerin sadece AİHM tarafından değil Danıştay ve idare mahkemeleri tarafından da yasal ve meşru kabul edildiğini vurgulayan Sucu, Danıştay kararlarına ilişkin şu bilgileri verdi:

“Danıştay kararları; sendikaların yetkili kurullarınca alınan üretimden gelen güçlerini kullanma çağırısına uyarak,  sendikal faaliyet kapsamında göreve gelmeme fiilinin mazeret olarak kabulünün gerektiği yönündedir. Danıştay bu etkinlikler nedeniyle göreve gelmemenin disiplin cezası ile cezalandırılmasını hukuka uygun bulamamıştır.”

Cezalar İptal Edildi

Danıştay, iş bırakmaları sendikal izin, mazeret izni olarak değerlendirdiğine dikkat çeken Sucu, “KESK tarafından alınan kararlar gereği değişik tarihlerde gerçekleştirilen uyarı grevleri ve iş bırakma kararlarına uyarak işe gitmeyen sendika üyelerine verilen disiplin cezalarının tamamı iptal edilmiştir.  En son 28-29 Mart 2012 tarihinde gerçekleştirilen iki günlük iş bırakma eylemine katılanlar hakkında verilen disiplin cezaları da iptal edilmiştir” dedi.