2016 yılı Ankara Barosu Genel Kurulu ve DSAG önseçimi sürecinde, Savunma Hareketi olarak “Ankara Barosu’na Ortak Akıl Egemen Olmalı” “Savunmanın Baroyu Güçlendirmesine Zemin Hazırlamalıyız” başlıklı bir broşür yayımlamıştık. Savunma Hareketi’nin temel misyonunu ortaya koyan bu broşürde, Baro bünyesindeki seçim yapılanmalarını değerlendirmiş ve ülkemizin içinden geçtiği süreçte tüm demokratik kişi ve grupları birlikte hareket etmeye çağırmıştık.

Savunma Hareketi, “Ortak Akıl” Broşüründeki o günün koşullarına yönelik değerlendirmeler çerçevesinde 2016 yılı Ankara Barosu Genel Kurulu’na ayrı bir grup olarak katıldı.

Gerek Broşür içerisinde yer alan değerlendirmeler gerekse ayrı bir grup olarak Genel Kurula katılım sağlamak, meslek örgütümüzün bünyesinde ortak bir mücadelenin yaratılmasına vurgu yapmayı amaçlamaktaydı. Broşürde, ülkemizin içerisinden geçtiği dönüşüm süreci değerlendiriliyor, tüm demokratik güçlerin en geniş birlikteliğinin sağlanması gerektiği öne çıkartılıyor ve Demokratik Sol Avukatlar Grubu (DSAG) önseçimlerinin birliktelik sağlayıp sağlayamayacağı sorusunun yanıtı aranıyordu.

2016 yılı DSAG önseçiminde yaşanan gelişmelerin, Ankara Barosu bünyesinde geniş bir birlikteliği sağlayamayacağı ortaya konuyor ve Baro Genel Kurulunda tüm demokratik kişi ve çevreleri birlikte sorumluluk almaya ve mücadeleyi birlikte büyütmeye çağrı yapılıyordu.

2018 yılı ekim ayında yapılacak olan Baro Genel Kurulu ile ilgili değerlendirmemiz, ülkemizin içinde bulunduğu koşullardan bağımsız olmayacağı gibi bu koşulların meslek örgütümüze yansımasını da dikkate almamızı zorunlu kılıyor.

Son iki yıl içerisinde, rejim değişikliği yolunda önemli adımlar atılmıştır ve bu yolda 16 Nisan 2017 Referandumu ile Anayasa değişikliği gerçekleşmiştir. Birçok hükmü 2019 yılında yürürlüğe girecek olan yeni Anayasa, ülkemizin demokratik-hukuk devleti yapısını ortadan kaldıracak bir içerik taşımaktadır.

Anayasa’nın değişen maddeleri henüz yürürlüğe girmeden, olağanüstü hal adı altında fiili bir durum yaratılmıştır. Anayasa’nın yayımlanması tarihi itibariyle yürürlüğe giren partili Cumhurbaşkanı uygulaması ile tek parti rejimi uygulaması gündeme gelmiştir.

OHAL rejimi, muhalefet olanaklarını ortadan kaldırmıştır ve demokratik tepkiler bile tutuklamayla sonuçlanan takiplere gerekçe oluşturmaktadır. Bu uygulamalara yaygın bir şekilde avukatlar da maruz kalmıştır ve hukuk devletinin ana unsuru olan savunma hakkı ağır baskı altına alınmıştır. Savunmasız yargı, siyasi iktidarın gölgesinde adalet dağıtamaz bir yapıya dönüşmüştür.

2016 yılındaki darbe girişiminin ardından FETÖ yapılanmasının tasfiyesi süreci başlamış olmakla birlikte; başka birçok cemaat-tarikat yapılanması, devlet kurumları içerisinde hakimiyet kurmaktadır. Siyasi iktidar uygulamalarıyla birlikte laiklik tamamen kâğıt üzerinde kalan bir kurum haline gelmiştir.

Ortadoğu’da emperyalist paylaşım ve yağma düzeni Suriye üzerinden devam etmektedir. Emperyalist oyunların ortasında kalmış olan Ülkemiz, nasıl sonuçlanacağı bilinmeyen pek çok tehditle karşı karşıyadır.

Demokratik değerlere tahammülü kalmamış olan siyasi iktidar; meslek kuruluşlarını da çeşitli bahaneler ileri sürerek parçalamak, etkisizleştirmek için söylemlerde bulunmaya başlamış ve içeriği bilinmeyen yasa çalışmaları başlatmıştır.

Ülkemiz pek çok açıdan “beka” sorunu yaşarken, meslek kuruluşları da siyasi iktidar odaklı bir “beka” sorunuyla karşı karşıyadır.

Son olarak Ülkemiz baskın bir seçim sürecine sokulmuştur. Siyasi iktidarın bugüne kadar attığı adımların bir uzantısı olarak, tek Parti yönetimine doğru son bir hamleyle karşı karşıyayız.

2016 “Ortak Akıl” broşürümüzde, Ülkemizin içinde bulunduğu sürece dikkat çekerek, ortak bir zeminde buluşmanın Baro’yu ve savunmayı güçlendireceğini, bu nedenle tüm demokrasi güçlerinin yapay ayrılıkları bir tarafa bırakması çağrısında bulunmuştuk.

O günkü koşullarda, siyasal iktidar karşısında farklı eğilimlerin bulunması söz konusu idi ve hemen her grup içerisinde bu eğilimler çatışma halindeydi. Bugün, siyasi iktidarın saldırıları karşısında demokratik kesimlerin farklı eğilimler taşıma gücü ve iradesi kırılmış, muhalefet adeta eşitlenmiştir.

Saldırılardan korunmak, kendisine yönelmesinden sakınmak, başat davranış biçimi olmuştur. Bu davranış biçimi bertaraf edilemediği takdirde, yarın hiç birimizin korunamayacağı bir ortama doğru sürükleniyoruz. Herkesin sorunların farkında olduğu apaçık bir gerçeklikle yüz yüzeyiz ve bu durumdan kurtulmanın tek yolu ortak bir zeminde buluşmaktır. Bir önceki süreci farklı okuyan ve farklı konumlara düşen kesimler, bugün aslında farklı bir durumda olmadıklarını görmeye başlamıştır. Cumhuriyetin kazanımları olan ortak değerlerin yok edilmesine karşı duruş, daha özelde demokratik örgütlü yapımız olan meslek kuruluşumuzun savunulması, ortak zemin ve ortak mücadele arayışının somuta geçirilmesinden geçmektedir.

Tüm bu gelişmeler, demokrasi, laiklik ve hukukun üstünlüğü gibi değerleri kendine dert edinen tüm kesimleri bir arada olmaya zorlamaktadır. Bu zorunluluk bizleri, asgari birliktelik sağlamaya ve herkese karşı sorumlu davranmaya itmektedir.

İçinde bulunduğumuz bu tablo içerisinde, 2018 yılı DSAG ön seçimine doğru gidilirken, Baro bünyesindeki meslektaşlarımızda ve DSA tabanında geçmiş dönemde yaşanan heyecan ve coşkunun azaldığını görüyoruz.

Geçmişten bu yana Çağdaş Avukatlar Grubu ile birlikte Ankara Barosu’nun önemli demokratik mevzilerinden birisi olan DSA Grubu’nun güçlenmesi, yüz yüze kaldığımız sorunların aşılması için önem taşımaktadır.

Bugün DSA dışında kalarak, Baro Genel Kurulunda DSA’ya rakip olarak alınacak bir yol yoktur. DSA’nın güçlenmesi, ülkemiz açısından demokratik bir mevziinin güçlenmesi anlamına gelmektedir. DSA’nın Baro’yu etkisiz hale getirecek pasif tutumunu bertaraf etmenin yolu da DSA bünyesindeki meslektaşlarımızla birlikte yeni bir yol çizmekten geçmektedir.

Yaşadığımız sorunlar, bizleri tüm demokratik güçlerle bir arada olmaya zorlamaktadır. Ankara Barosu için bunun anlamı en büyük demokratik yapı olan DSA ile birlikte mücadele etmektir.

İçinde bulunduğumuz koşullar 2018 yılı DSA ön seçiminde; Baroyu bulunduğu pasif konumdan çıkartarak, etkin bir Baro anlayışına ulaşacağımız, DSA tabanıyla bütünleşeceğimiz bir konum alışı gerekli ve zorunlu bir adım olarak değerlendirdik.

Savunma Hareketi olarak, 2018 yılı DSA Grubu önseçimine müdahiliz. Demokratik bir mevzi olan Baro’nun güçlenmesi için her türlü sorumluluğa hazırız. DSA’yı oluşturan tüm kişi ve grupların da ülkemiz adına sorumluluk alması bir zorunluluktur ve bu sorumluluğu alacaklarına da inanıyoruz.

İktidarın son baskın seçim hamlesi ya tüm demokratik güçler tarafından hep birlikte karşılanarak bambaşka bir demokratik yola girilecek ya da giderek karanlıklaşan bir baskı ortamında yine inançla mücadele etmeye devam edeceğiz. Her halde mücadele etmekten başka yol yoktur. Bu yolun en kısa olanı, 24 Haziran seçimlerinde AKP iktidarından kurtulmaktır ve biz hukukçular olarak bu yolda yapacaklarımız vardır.

Şimdi bütün enerjimizi 24 Haziran seçimlerinin güvenli bir ortamda geçmesi ve halk nezdinde azınlığa düşmüş iktidarın sandıkta yenilmesini sağlamak için çalışmaya vermemiz gerekmektedir. Bu nedenle, demokratik bir tavır olan DSA önseçimini, ülkemiz demokrasisi adına, genel seçimlerden sonraki bir sürece erteleyerek “ÖNCE MEMLEKET” demeliyiz.

Demokratik Bir Ülke; Güçlü Savunma, Güçlü Baro!
Davetimiz Memleketimiz İçin; Bu Davet Bizim!

21.04.2018
SAVUNMA HAREKETİ