07.11.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, yıllarca süren bir hazırlığın eseri olmasına karşın, işçi/işveren çevrelerinde yoğun eleştirilere maruz kalmıştı. Bu eleştiriler sonucunda da ana muhalefet partisi CHP tarafından, kanunun çok sayıda hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine iptal başvurusu yapılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, 2013/1 E. sayılı dosyasında 6356 sayılı Kanun ile ilgili incelemesini tamamlayarak, 22.10.2014 tarihinde yaptığı görüşme sonucunda, kararını açıklamıştır. Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan açıklama ile, iptal istemlerinin önemli bir kısmı reddedilirken, sınırlı sayıda istek kabul edilmiştir. Çalışma yaşamı açısından önemli olan ve gerekçesi henüz açıklanmamış olan bu kararın tam olarak anlaşılabilmesi ve uygulamaya etkilerinin öngörülebilmesi açısından değerlendirilmesi yerinde olacaktır.

A. İşkolu Barajları Yürürlükteki Haliyle Uygulanmaya Devam Edecek

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nu ile herhangi bir işçi sendikasının toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkili olduğunun tespiti için, sendikanın kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde üçünün bu sendikaya üye olması şartı getirilmiştir. “Sendika işkolu barajı” olarak tanımlanan bu şarta ilişkin aynı Yasa’nın Geçici 6. Maddesi düzenlemesi ile “Ekonomik ve Sosyal Konseye üye konfederasyonlara bağlı işçi sendikaları için Ocak 2013 istatistiğinin yayımı tarihinden 1/7/2016 tarihine kadar yüzde bir, 1/7/2018 tarihine kadar yüzde iki olarak uygulanacağı” öngörülmüştür. Diğer bir değişle, sendika işkolu barajı kural olarak yüzde üç iken, istisnai düzenlemeler çerçevesinde yüzde bir olarak uygulanacaktır.

10.09.2014 tarih ve 6552 sayılı “İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun” başlıklı torba yasanın 20. Maddesi ile işkolu barajı kural olarak olarak %1’e düşürülmüştür. Ancak 6356 sayılı Yasa’nın Geçici Madde-6 hükmünde yer alan “Ekonomik ve Sosyal Konseye üye olan konfederasyonlara bağlı olan/olmayan işçi sendikaları” şeklindeki ayrım 6552 sayılı yasa ile yapılan değişikliklerle de korunmuş, Konseye üye olan konfederasyonlara üye olmayan işçi sendikaları için sendika işkolu barajı yüzde üç olarak korunmuştur.

Türkiye’de sendikal örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden biri olarak gösterilen sendika işkolu barajlarının düşürülmesi olumlu bir gelişme olarak değerlendirilirken, halihazırda uygulamada olan yüzde bir’lik işkolu barajının bile bir çok sendika tarafından sağlanamadığı gözetildiğinde, işkolu barajının varlığı tartışma konusudur.

Anayasa Mahkemesi, 22.10.2014 tarihli kararı ile, işkolu barajlarına ilişkin iptal istemlerinin çoğu ile ilgili, 6552 sayılı torba yasa ile yapılan değişiklikleri gerekçe göstererek,“karar verilmesine yer olmadığı” kararı vermiştir. Karar verilmesine yer olmadığı sonucuna varılan hükümler aşağıda özetlenmektedir;

Kanunun “yetki” başlıklı 41 inci maddesi (1) nolu fıkrasında yer alan “kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde üçünün üyesi bulunması şartıyla..” ibaresi ile “..çalışan işçilerin yarıdan fazlasının ..” ve “..ise yüzde kırkının..” ibareleri hakkında, bu hükümler 6552 sayılı Kanun 20 inci maddesi ile değiştirildiğinden, karar verilmesine yer olmadığına,
Kanunun “yetki” başlıklı 41 inci maddesi (5) nolu fıkrası birinci cümlesinde yer alan “.. yüzde üçünün..” ibaresi 6552 sayılı Kanun 20 inci maddesi ile değiştirildiğinden, karar verilmesine yer olmadığına,
Kanunun “yetki itirazı” başlıklı 43 üncü maddesi (2) nolu fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “.. yüzde üçünden ..” ibaresi hakkında, bu hükümler 6552 sayılı Kanun 20 inci maddesi ile değiştirildiğinden, karar verilmesine yer olmadığına,
Kanunun “yetki itirazı” başlıklı 43 üncü maddesi (4) nolu fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “.. en az yüzde üçünü..” ibaresi hakkında, bu hükümler 6552 sayılı Kanun 20 inci maddesi ile değiştirildiğinden, karar verilmesine yer olmadığına,
Kanunun geçici 6.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları hakkında, bu hükümler 6552 sayılı Kanun 20 inci maddesi ile değiştirildiğinden, karar verilmesine yer olmadığına.
Mahkeme, esasa girdiği konulardan olan, “Ekonomik ve Sosyal Konsey üyesi olup/olmama” konusundaki (2.madde 1/b hükmü) iptal istemini reddederek, yasa koyucunun yapmış olduğu ayrımı benimsemiştir.

B. Sendikal Örgütlenmenin Sadece İşkolu Temelinde Gerçekleştirilebilmesine Onay

Anayasa Mahkemesi, 6356 sayılı Kanun’un

2.maddesinin (1) numaralı fıkrası (ğ) bendinde yer alan “.. bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere..” ibaresi,
3. maddesi (1) nolu fıkrasında yer alan “Sendikalar kuruldukları işkolunda faaliyette bulunur” şeklindeki ibaresi,
“işkolunun tespiti” başlıklı 5 inci maddesi,
hakkındaki iptal istemini reddederek, sendikal örgütlenmenin “işkolu” temelinde yapılmasına dair Kanun sistematiğine onay vermiştir. Örgütlenmenin işkolu ile sınırlandırılması “meslek ve işyeri temelinde” sendikal örgütlenme gerçekleştirilmesinin önüne geçmektedir. Oysa literatürde de sıkça ifade edildiği üzere, işkolu dışındaki örgütlenmeler zaman zaman işçilerin ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verebilmekte, yerel ve mikro düzeyde olmaları nedeniyle sendika içi demokrasi bakımından olumlu sonuçlar doğurabilmektedir. Kaldı ki, 2010 Anayasa referandumu ile Anayasa’nın 51 inci maddesinin 4 üncü fıkrasının yürürlükten kaldırılmasının altında işkolu esası dışında sendikalaşmanın da sağlanması iddiası mevcuttu. Anayasa değişikliği ve bu yöndeki kampanyaya rağmen 6356 sayılı yasada tek tip “işkolu temelli” sendikacılığın devamının sağlanması yerinde olmamıştır. Söz konusu hüküm, Yargıçlar Sendikası’nın (Yargı-Sen) kapatılması yönündeki Mahkeme kararlarına gerekçe teşkil etmiş, Sendika’nın kapatılması ise ILO tarafından bir ihlal olarak değerlendirilmiştir. (Bkz: ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi 2892 sayılı dava, Komite’nin 363. Raporunun içinde)

C. Sendikal Hakların Öznesinin “Fiilen Çalışanlar” ile Sınırlandırılmasına Onay

Anayasa Mahkemesi, 6356 sayılı Yasa’nın 6. Maddesinde yer alan ve sendika kuruculuğunu “fiilen çalışan olmak” şartına bağlayan ibare hakkındaki iptal istemini de reddetmiştir. Çalışma ve işsizlik arasındaki geçişlerin çok yoğun ve hızlı olduğu, güvencesizliğin yalnızca ücretli çalışma ilişkisi bağlamı ile sınırlı kalmadığı günümüz koşullarında sendikal hakların öznesinin yalnızca “fiilen çalışanlar” olarak belirlenmesi eleştirilmektedir. Söz konusu hüküm, Öğrenci Gençlik Sendikası (Genç-Sen), Emekli-Sen ve son olarak da Güvencesiz İşsiz İşçiler Sendikası (Umut-Sen)’in kuruluş aşamalarında engel oluşturmuştur.

D. Sendikal Ayrımcılığa Dayalı Fesih Halinde Dava Hakkının Genişletilmesi

Anayasa Mahkemesi, sendika özgürlüğünün güvencesine ilişkin olarak, 6356 sayılı yasanın 25 inci maddesinin (5) inci fıkrasında yer alan, “Sendikal bir nedenle iş sözleşmesinin feshi hâlinde işçi, 4857 sayılı Kanunun 18, 20 ve 21 inci madde hükümlerine göre dava açma hakkına sahiptir” ibaresindeki (18) ifadesini iptal etmiştir. Bu iptal kararı, Kanunun TBMM’deki serüveni ile birlikte değerlendirildiğinde, işe iade davası açmak için gereken 6 ay kıdem ve 30’dan fazla işçinin çalıştığı işyeri sınırlandırılması olmaksızın, tüm işyerlerinde çalışan işçilerin sendikal nedene dayalı fesih halinde dava açma hakkına kavuştuğu, şeklinde yorumlanabilir.

Zira; 6356 sayılı Kanun’un tasarı aşamasında ele alındığı alt komisyondan geçen halinin 25/5 fıkrasında, “Sendikal nedenlerden dolayı iş sözleşmesinin feshi halinde işçi, 4857 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasındaki otuz işçi ve altı aylık çalışma süresi koşulu aranmaksızın, 20 ve 21 inci madde hükümlerine göre dava açma hakkına sahiptir” hükmü yer almıştır. Buna göre, fıkrada 18 inci maddeye atıf yapılmasının sebebi, sendikal örgütlenme hakkını ihlal eden bir fesih işlemine karşı açılacak davada kısıtlayıcı nitelikteki işçi sayısı ve kıdem süresi şartlarının aranmayacak oluşudur. Alt komisyondan bu haliyle geçen madde, sonrasında değiştirilmiş ve doğrudan (18) inci madde ifadesine yer verilerek, bu halde dahi 18 inci maddede sayılan koşulların aranacağı ifade edilmiştir. Kanımızca, iptal kararı ile alt komisyondan çıkan düzenlemeye bir paralel bir hüküm ortaya çıkmakta ve süre/sayı şartı aranmaksızın, sendikal nedene dayalı fesih halinde dava hakkı genişletilmektedir. Bu yönüyle iptal kararı son derece önemlidir.

Bunun yanında, Anayasa Mahkemesi; işçilerin sendikal nedenli ayrımcılığa karşı korunmasına ilişkin, sendikal tazminat konusunu düzenleyen 25. maddede yer alan “İşverenin fesih dışında yukarıdaki fıkralara aykırı hareket etmesi hâlinde işçinin bir yıllık ücret tutarından az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilir.” şeklindeki 4. fıkrasında yer alan “fesih dışında” ibaresini anayasaya aykırı bularak iptal etti. Böylece hükmün, sendikal nedenli fesih durumunda işçiler lehine sendikal tazminata hükmedilmemesi gibi bir tehlikeye karşı daha güvenceli hale getirildiğini ve 5 inci fıkradaki hükümle çelişen durumun düzeltildiğini söyleyebiliriz.

Bu noktada, 6356 sayılı yasanın yürürlükte olduğu dönemde, sendikal nedenle fesih halinde Mahkemelerin, 2822 sayılı eski kanundaki paralel düzenleme temelinde sendikal tazminata hükmettiklerini belirtmek gerekir. Zira, iş sözleşmesinin feshi, sendikal nedenli ayrımcılık fiilleri arasından en ağır olanlarından birisidir ve 25 inci maddenin (5) nolu fıkrası buna imkan vermektedir. Şeker-İş Sendikası’nın 2012 yılında, Aksaray-Balküpü Şeker Fabrikası’nda sendika üyelikleri nedeniyle işten çıkarılan 47 işçi adına başlatmış olduğu hukuk mücadelesi de Aksaray İş Mahkemesi’nin işçiler lehine sendikal tazminat ödenmesi yönündeki kararları ve bu hususu onaylayan Yargıtay 22. Dairesi kararlarıyla sonlanmıştır.

Bununla birlikte, Kanunun 25/5 hükmünde yer alan “ancak işçinin işe başlatılmaması halinde ayrıca 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen tazminata hükmedilmez.” ibaresinin iptali istemi, Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. 4857 sayılı Kanun’un 21. Maddesinde düzenlenen “işe başlatmama tazminatı” yargı kararıyla işe iadesine karar verilen işçinin işe başlatılmaması halinde işveren tarafından işçiye ödenmesi öngörülmüş olan işçinin en az dört aylık en çok sekiz aylık ücreti toplamındaki tazminat olup, sendikal tazminattan ayrı olarak düzenlenme nedeni, koruduğu menfaatin farklı olmasıdır. Doğası gereği birbirlerinden farklı olan bu iki tazminatın neden birbirlerini engelleyecek şekilde düzenlendiği konusunda somut bir açıklama getirilememektedir. Bu çerçevede, Anayasa Mahkemesi’nin iptal istemini reddetmiş olması kanımızca isabetsizdir.

E. Grev ve Lokavt Konusunda İşçi Lehine Kısmi İyileştirme

Anayasa Mahkemesi 22.10.2014 tarihli kararıyla, grev ve lokavta ilişkin düzenlemelerde işçi lehine iki önemli iptal kararı vermiş, ancak köklü iyileştirmeler getirebilecek bir dizi konuda iptal kararı vermekten kaçınmıştır. Anayasa Mahkemesi 6356 sayılı Kanun’un

-60/6 hükmünde yer alan “lokavt kararının uyuşmazlığın kapsamındaki başka işyerleri için de alınabilmesine” izin veren ibareler ile,

-“Bankacılık hizmetleri ve şehir içi toplu taşıma hizmetlerinin” grev yasağı kapsamına alınmasına ilişkin 62/1 hükmünde yer alan ibareleri,

iptal ederken,

– Yasa’nın 58/2 hükmünde yer alan ve grev hakkının sınırlarını daraltan “kanuni grev” kavramına ve 58/3 fıkrasında yer alan “Kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan grev kanun dışıdır.” ilişkin iptal istemini,

– Yasa’nın 62/1 fıkrasında yer alan “cenaze işleri ve mezarlıklarda, doğal gaz, petrol üretimi, tasfiyesi ve dağıtımı ile nafta veya doğalgazdan başlayan petrokimya işlerinde ve Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde” grev yasağı getirilmesine ilişkin ibarelerin iptali istemini,

– Çok yoğun bir şekilde uygulanan ve sendikal hakların kullanılmasında hukuk ihlallerine neden olan “Grev ve Lokavtın Ertelenmesi” başlıklı 63. maddesinin iptali istemini,

-“Grev hakkının ve lokavtın kötüye kullanılması” başlıklı ve grev/lokavtın toplum zararına veya “milli servete aykırı olduğunun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın başvurusu ile tespit edildiği durumda Mahkeme tarafından grevin durdurulmasına karar verileceğini” öngören 72. maddesinin iptali istemini,

– Grev sırasında mülki amirin işyerinde faaliyetin devamlılığını sağlayacak tedbirleri alacağını öngören 74/1 hükmü hakkındaki iptal istemini,

reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, 6356 sayılı Kanun’un grev oylamasına ilişkin 61. maddesinin bazı hükümleri hakkındaki iptal istemini de reddetmiştir. 2010 yılında yapılan referandumla Anayasa’nın 54 üncü maddesinde yer alan “siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler yapılamaz” hükmün Anayasa dışına çıkarılmasına rağmen, 6356 sayılı yasa ile “hak grevi”nin dahi tanınmamış oluşu dikkat çekicidir. Anayasa Mahkemesi, yasa koyucunun bu dar bakış açısını yerinde bularak başta 87 ve 98 numaralı ILO Sözleşmeleri olmak üzere kabul edilen uluslararası normlara aykırı bir karar vermiştir.

F. Sendikaların Dışardan Mali Denetimine Onay Verilmesi

Anayasa Mahkemesi, 6356 sayılı Kanun ile, sendikaların gelir ve giderlerinin kurumsal yapı dışından olan yeminli mali müşavirler tarafından denetlenmesine dair getirilen hükümlere yönelik iptal istemini reddetti. 1995 yılına kadar, sendikaların idare/bakanlık tarafından mali yönden denetimi mümkün iken, özellikle 87 ve 98 nolu ILO sözleşmeleri gerekçe gösterilerek, 1995 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile, buna imkan veren düzenleme Anayasa metninden çıkarılmıştır. Anayasa’da bu yönde bir hüküm olmamasına rağmen, 6356 sayılı Kanun ile sendikaların yeniden dışarıdan mali denetime tabi tutulmasına imkan veren düzenleme yapılması yerinde değilken, Anayasa Mahkemesinin iptal istemini reddetmesi, Mahkeme’nin sosyal haklar konusundaki çekingenliğinin bir diğer göstergesi olmuştur.

Sonuç olarak; Anayasa Mahkemesinin 22.10.2014 tarihli kısmi iptal içerir kararıyla, uygulamada sendikal nedene dayalı fesih halinde dava hakkının genişletilmesi dışında esaslı bir değişim görülmesi mümkün olmayacaktır. Anayasa Mahkemesi, 6356 sayılı Kanuna getirilen sistematik eleştirileri değerlendirmeksizin, kanunun genel sistematiğini kabul ederek, bir iki noktada iyileştirme getirecek bir karar vermiştir. Diğer konularda sıklıkla atıf yapılan uluslararası sözleşmelerin çalışma hayatına ilişkin düzenlemelerde geri planda değerlendirilmesi, yargımızın genel tutumunun devamı niteliğinde görünmekte beraber, Kanunun en çok eleştirilen düzenlemelerinden birisi olan, sendikal nedene dayalı fesih halinde, dava hakkını 30’dan fazla işçi çalıştıran işyerleri ve altı ay kıdemi olan işçiler ile sınırlandıran düzenlemenin iptali son derece önemli bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.