Temel, klasik bir kamu hizmeti olan elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımı işini üstlenen kamu şirketi TEK (Türkiye Elektrik Kurumu) özelleştirilmek istendiğinde, ileri sürülen en önemli argümanlardan birisi, elektrik iletim ve özellikle dağıtımındaki kayıp kaçak oranının çok yüksek olması idi. Özelleştirmeyi savunanlar, kamu yapısının ortadan kaldırılması sonrasında kayıp kaçak oranının azalacağını ve bunun da tüketici için olumlu sonuçlar doğuracağını vurguluyorlardı.

Nihayetinde özelleştirme yapıldı, dağıtım şirketleri artık “özel” şirketler. Kayıp kaçak oranlarında iyileşme olduğu da ifade ediliyor. Buna karşın, dağıtım şirketlerinin işletme hakkı devirleri sırasında taahhüt ettikleri oranlara ulaşılıp ulaşılamadığı, kamunun bundan iddia edilen tutarda “gelir” elde edip etmediği belirsiz olduğu gibi, işin tüketiciye yansıması kısmı da epey sıkıntılı..

Pek çok tüketici tarafından açılan faturaya itiraz/kayıp kaçak bedeli iadesi davaları ile ortaya çıktı ki, aslında dağıtım şirketleri, kayıp kaçak zararlarını da tüketiciye yansıtıyorlar. Hangi tüketiciye? Fatura bedelini düzenli, aksatmadan ödeyen, dürüst tüketiciye; özelleştirmeden en fazla yararı elde edeceği “iddia edilen” tüketiciye..

Yani, aslında dürüst tüketici “almadığı” hizmetin bedelini ödemek zorunda bırakılıyor. Bu uygulama ne hukuk ne de adalet ile bağdaşabilecek bir düzenleme. Tüketici hukuku ile hakları koruma altında olan elektrik abonelerinin, almadıkları bir hizmetin bedelini, sorumluluğun şahsiliği ilkesine aykırı bir yaklaşımla ödemek zorunda bırakılmaları özel şirketlerin karlarının topluma ödetilmesi anlamına geliyor..

Ne oldu peki? Yargıtay kararları ile elektrik dağıtım şirketleri aldıkları kayıp kaçak bedeli vd bedellerini tüketicilere iade etmek zorunda kaldılar. Kazanılan davaların ardından da hak sahibi binlerce elektrik abonesi yeni davalar açtı. Tam da bu aşamada, yasama organı TBMM’nin elektrik dağıtım şirketlerini kollayan bir müdahalesi gündeme geldi.

TBMM’de kabul edilerek 17 Haziran 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6719 sayılı Kanun’un kesinleşen yargı kararları, hak ve adalete aykırı düzenlemeleri ile; EPDK tarafından belirlenen tarifelerin yargı kararı ile geçersiz kılınamayacağı, denetimin şekli bir inceleme ile sınırlı olabileceği hüküm altına alınırken, bu değişiklik açılmış ve devam eden davalara da uygulanacaktır, denildi. Yani, binlerce davanın tarafı olan elektrik abonelerinin aleyhine, dağıtım şirketlerinin lehine olacak şekilde, yargı sürecine müdahale edilmiş oldu.

Peki, bu müdahale mümkün müdür? Doğru mudur? Hukuk devleti açısından bakıldığında, bu müdahalenin hiçbir şekilde kabul edilebilir olmadığı ortadadır. Hizmet zararları tüketici tarafından üstlenilecekse, o zaman neden özelleştirme yapıldı, sorusu gün gibi ortadayken, öte yandan, bir yasal düzenlemenin GEÇMİŞE ETKİLİ OLACAK şekilde yürürülüğe sokulması, devam eden davaların bu değişiklik çerçevesinde sonuçlandırılacak olması da adil yargılanma hakkının alenen ihlalidir.

Benzeri bir Kanun değişikliği sonrasında Anayasa Mahkemesine (AYM) yapılan bir bireysel başvuru üzerine verilen 26.06.2014 tarihli kararda bu durum şu şekilde değerlendirilmiştir;

“DEVLETİN KENDİSİ TARAF OLSUN YA DA OLMASIN, DAVANIN TARAFLARINDAN BİRİNİ DİĞERİNE NAZARAN DAHA ÖNEMLİ ÖLÇÜDE AVANTAJLI HALE GETİREN KANUNİ DÜZENLEMELERİ YAPMASI, SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ İLKESİ VE DOLAYISIYLA YARGILAMANIN HAKKANİYETE UYGUN YÜRÜTÜLMESİ KURALINA AYKIRILIK OLUŞTURUR…  BİR BAŞKA İFADEYLE YASAMA ORGANININ, YARGILAMADAKİ TARAFLARDAN BİRİNİN LEHİNE SONUÇ DOĞURACAK ŞEKİLDE KANUN ÇIKARTTIĞI DURUMLARDA, DAVANIN TARAFLARININ EŞİT KONUMDA OLDUĞU SÖYLENEMEZ… (AYM 2012/931 BAŞVURU NOLU KARARI)”

Bu karar, elektrik kayıp kaçak davaları için çok önemli bir referans noktası oluşturacaktır. Zira, geçmişe etkili yasal düzenleme ile davaların olumsuz sonuçlanması söz konusu olabileceği gibi kaybedilen davaların ekonomik yükü de tüketiciye yüklenecektir. Yani, yasama organının dağıtım şirketlerini kollayan müdahalesi ile hakkına erişemeyecek konuma gelen tüketici üstüne bir de dava masrafları ve vekalet ücreti ödeme yükümlülüğü ile karşı karşıya bırakılacaktır.

Elektrik abonelerinin uğradığı haksızlığı katlayan bu durumla ilgili nihai kararı Yargıtay verecek gibi görünmektedir. Yasa değişikliğinin mevcut davalara etkisini değerlendirecek olan Yargıtay, yasa değişikliğini kabul ederek davaları reddedebileceği gibi, Anayasa’ya açıkça aykırı bu düzenleme ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yolunu da kullanabilecektir.

Bunların yanı sıra, davaların kanun hükmü nedeniyle olumsuz sonuçlandırılması halinde dahi, yasama organının haksız müdahalesi nedeniyle davaların seyri değiştiği, davanın açılmasına dağıtım şirketleri sebep olduğu için yargılama giderleri ile vekalet ücreti ödeme yükümlülüğü tüketici üzerinde bırakılmamalı, dağıtım şirketlerine yüklenmelidir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda alıntılan kararı ile AİHM yaklaşımı mahkemelere gerekli ve yeterli hukuki altyapıyı sunmaktadır.

Eğer Kanun doğrudan uygulanır ve olumsuz sonuçları tüketici üzerinde bırakılırsa, bu hakkaniyete aykırı durumun öncelikle AYM önüne, oradan da sonuç alınamazsa AİHM’e kadar taşınması ve en sonunda bu “adalate aykırı” düzenlemenin geçersiz kılınması ile tüketici zararının dağıtım şirketleri ile devlete kalması büyük bir olasılıktır. O halde, doğrusunu neden ve şimdi yapmayalım?

Av. GÖKHAN CANDOĞAN 

KAYNAK: FORSETİ (TIKLAYIN)