Euro ve özellikle dolarda meydana gelen yükselişin ekonomiye etkileri toplum tarafından merakla bekleniyor. Üretim yerine tüketime dayalı bir ekonomi ve büyümenin sürdürülemez olduğunu “herkes” ifade ediyor ve bu eninde sonunda bekleniyordu. Siyasi iktidarın komplo teorileri temelli açıklamalarının ne kadar anlamlı ve doğru olduğu süreç içerisinde ortaya çıkacaktır. Ama, hukukçuların üzerinde durması gereken bir konu var.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son dönem açıklamalarının tümünde, ekonomik işlemlerde dolar/euro yerine TL kullanılsın, diyor. Hatta 04.12.2016 tarihinde Kayseri’de yaptığı bir konuşmada bir adım daha ileri gitti;

..Şimdi o alışveriş merkezinde olan bütün esnaf kardeşlerim hemen bu işi TL’ye çevirsinler, aksi takdirde Vali Bey’e veya Belediye Başkanı’na durum bildirilsin, takipçisiyiz ama aynı şekilde diğer alışveriş merkezlerinin patronlarına da sesleniyorum, eğer vatanseversek, eğer milliyetperversek gelin bir defa şu dövizleri TL’ye çevirmek suretiyle, bak bu kiracıyı bir kaybedersen, bir giderse ondan sonra boş dükkana talim edersin..

Cumhurbaşkanı, vatanperverlik adına, özellikle AVM’lerde dövizle yapılan kiralamaların TL’ye çevrilmesini isterken, görüştüğü bir AVM işvereninin olumlu cevabının takipçisi olacağız, o AVM’deki esnaf hemen sözleşmelerini TL’ye çevirsin, yoksa bildirin, diyor. Peki, bildirilmesi halinde takip eden işlem ne olacak?

İşte, tam da bu noktada “Sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması” kavramını değerlendirmek gerekiyor. Nedir uyarlama; bir Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulduğunda, Sözleşmenin mevcut haliyle sürdürülmesi adalet, hakkaniyet ve objektif iyiniyet kurallarına aykırılık oluşturacak ise, Sözleşmenin değişen şartlara uydurulması gündeme gelir.

Ekonomik krizlere oldukça aşina olan ülkemizde, belirli aralıklarla gündeme gelir uyarlama. Son olarak 2001 krizinden sonra epey bir dava konusu oluşturmuştu. Yargıtay yaklaşımı ise, teorik olarak uyarlama isteğinin mümkün olduğunun kabulüyle birlikte somut durumda, çok olağan üstü koşulların varlığı halinde uyarlamanın uygulanabilir olduğu şeklindedir.

Nitekim, 2001 krizi sonrasında dolarla yapılan bir kira sözleşmesinin uyarlanması isteğiyle açılan davada verilen kararı ele alan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 07.05.2003 tarihli kararında;

..Türk hukukunda mehaz kanundaki uygulamalar doğrultusunda M.K. 2 maddesinden de esinlenmek suretiyle hem Clausula Rebus Sic Stantibus ilkesini hem de İşlem Temelinin çökmesi kuramını uygulamak suretiyle uyarlanma davalarının görülebilir olduğunu benimsemiştir. İşlem Temelinden Çökmesi kavramının uygulanabilmesi için sonradan meydana gelen değişikliklerin önceden teşhis ve tahmin edilememiş olması gerekir .. İşlem Temelinin Çökmesi ilkesinin somut olaya ne şekilde uygulanacağı hususunun da irdelenmesi gerekir. Yukarıda anıldığı gibi uyarlama kurallarının uygulanması için öngörülmez bir dış olayın meydana gelmesi gerekir

diyerek, uyarlama davasının incelenebilir olduğunu ifade etmekle birlikte,

.. Türkiye’de yıllardan beri ekonomik paketler açılmakta, ancak istikrarlı bir ekonomiye kavuşamamaktadır. Devalüasyonların ülkemiz açısından önceden tahmin edilemiyecek bir keyfiyet olmadığı, kur politikalarının güvenilir olmadığı bir gerçektir. …Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte sık sık para ayarlamaları yapılmakta, Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir. Ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum tacir olan davacı tarafından tahmin olunabilecek bir keyfiyettir. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülmezlik unsuru oluşmamıştır

denilerek, davanın reddi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Dönemin eleştirel ruhunu da oldukça iyi yansıtan bu gerekçe, hemen hemen tüm uyarlama davalarında kullanılmıştır. Yani, Yargıtay’a göre,özellikle tacir olan bir kişinin, ülkenin on yıllardır süregelen ekonomik durumu karşısında, dövizle sözleşme yapıp, ardından da uyarlama isteminde bulunması mümkün değildir, zira döviz kurlarının değişimi “öngörülemez değildir“.

1954835_720x360

Bu içtihat çerçevesinde bakıldığında, son günlerde çok ciddi bir şekilde yükselen döviz kurlarına rağmen, AVM’lerde döviz ile kiralama yapan işyeri sahiplerinin uyarlama isteğinin kabulü olası görünmemektedir.

Öte yandan, hukuk, çoğu zaman ve ülkede hiçbir zaman sadece hukuk ol(a)madı; Türkiye’de de belirgin bir şekilde bu böyle.. Üstelik  böylesi  olağan üstü bir dönemde, siyasi iktidarın “vatanseverlik” temelli ısrarlı söylemleri Yargıtay içtihadının değişmesine sebep olabilir mi? Bu sorunun kolay bir cevabı yok..

Anayasa hukukunda, geçmişe etkili yasa düzenlemesi kabul edilemez iken, son dönemde ardı ardına geçmişe etkili yasalar çıkarılmakta ve geçerlilikleri gerek Anayasa Mahkemesi, gerekse de yüksek yargı organları tarafından kabul edilmektedir. En yakın ve bilinen örneği, elektrik kayıp kaçak bedellerinin haksız bir şekilde elektrik abonelerine yüklenmesi örneğinde yaşanmıştır. Yargıtay kararına güvenerek binlerce abone dava açmış, davalar ilk derece mahkemelerinde aboneler lehine sonuçlanmışken, süren davalara da uygulanacağı ifade edilen bir kanun değişikliği ile davaların seyri değiştirilmiştir. Yargıtay’da bu Kanun değişikliğinin etkisini kabul ederek abone/tüketici lehine olan kararları bozmaya başlamıştır. (ilgili haber)

Bu tür örnekler değişim olasılığını gündeme getirmekle beraber her zaman arka planda ama etkili bir lobi gücü olan rant sermayesinin kalıcı ve kelebek etkisi yaratacak sonuçları dikkate alarak duruma müdahale edebileceği de dikkate alınmalı. Bakalım, gelişmeler ne yönde olacak..

Av. GÖKHAN CANDOĞAN

KAYNAK : FORSETİ (TIKLAYIN)