Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları (ÇEHAV) “yeşil bina” yönetmeliğine artan cevre sorularına değinerek tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Plansız, sağlıksız, zehir saçan sanayi tesisleri ile iç içe kentler üretip, kentleri bir beton denizine, tüm oksijeni egzoza ve zehre dönüştürürken, bazı beton binaları ‘yeşil bina sertifikası’ ile taltif etmek, en hafif tabiriyle, tutarsızlıktır” denildi.

SAVUNMA HAREKETİ.ORG-Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları’nın (ÇEHAV) yaptığı basın açıklamasında 8 Aralık 2014 tarihinde Resmi Gazete’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından “Sürdürülebilir Yeşil Binalar ile Sürdürülebilir Yerleşmelerin Belgelendirilmesine Dair Yönetmelik” yayımlandığı belirtilerek şöyle denildi:

“Sürdürülebilir yeşil bina türünü tedavüle sokan ve bu binaların belgelendirilmesini düzenleyen bu yönetmelik, yeşil binayı doğayla uyumlu ve çevreye asgari düzeyde zarar veren bina olarak tanımlarken, betondan yapılan malzemelerle inşa edilen bu binalar, ‘yeşil bina’ belgesi aldığında, kentler pek bir ‘çevreci’ olacak.

Sürdürülebilir Çevre Söylemi

Son dönemde ortaya çıkan çevre felaketlerine dikkat çekilen açıklamada şöyle denildi:

“Kentlerimiz, denizlerimiz ve gökyüzümüz, Bursa’da, Muğla’da, Bartın’da, Soma’da ve daha birçok yerde, kömürlü termik santrallerle kuşatılmış durumda. Kesilen ağaç sayısı gün be gün artarken, yeni HES, termik santral ve hatta nükleer santral projeleri gündeme alınıyor. Yükselen binalar, Dünya Kütür Mirası’na aday Hevsel Bahçeleri gibi bin yıllık bahçeleri yok ediyor. Bu projeleri gerçekleştirip, halk sağlığını tehlikeye atan şirketler ve kamu idaresi, yeşil enerji, yeşil ekonomi, sürdürülebilir çevre söylemini kullanmaktan geri durmuyorlar.”

Çimento ve galvaniz fabrikaları, gemi söküm tesislerinin kentlerin içinde ve sahillerde faaliyetlerini sürdürdüğüne dikkat çekilen açıklamada, “Kontrol dışı toz emisyonları, filtresiz bacalar, zehirli atıklara boğulan sahiller ve ırmaklar, taş ocakları, kentlerin ayrılmaz bir peyzaj öğesi haline geldi” denildi. Sular ve havzaların siyanürle altın aranması gibi denetimsiz kimyasallar işletilen madenler tarafından kirletildiğinin kaydedildiği açıklamada, şöyle denildi:

“Kocaeli Dilovası’nda, yurttaşlarımız sanayi tesislerinin yaydığı kimyasallardan kanser soluyorlar. Kamu makamları müdahale etmediği gibi, bu sorunu ifade eden bilim insanları görevlerinden ediliyor, dava tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar. İzmir Gaziemir’de, yurttaşlar kentin ortasındaki nükleer atıklara yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Ergene’ye, Sakarya’ya, Gediz’e, Kızılırmak’a ve dahi ülkenin büyüklü küçüklü tüm akarsularına, sanayi atıkları salınıyor.

Halkın ve tüm canlıların sağlığı vahşi bir saldırının etkisi altındayken, tüm bu etkileri görmezden gelerek, ‘yeşil bina’ adlı bir kategori üretip, bu kategorinin sertifikalandırılması, çevreci görüntüsü yaratmak ve yeni bir rant sahası oluşturmaktan farklı bir anlam taşımıyor. Bu tür semboller üzerinden üretilen “çevreye duyarlı idare” imajı, bir aldatmacadan daha fazlası değildir.

Plansız, sağlıksız, zehir saçan sanayi tesisleri ile iç içe kentler üretip, kentleri bir beton denizine, tüm oksijeni egzoza ve zehre dönüştürürken, bazı beton binaları ‘yeşil bina sertifikası’ ile taltif etmek, en hafif tabiriyle, tutarsızlıktır.”