Sehven fazla ödeme, memur hukukunun ana konularından biridir. Danıştay’ın 1973’de bununla ilgili bir içtihadı bile vardır. Der ki; hatalı ödemeler ancak dava açma süresinde geri istenebilir.

Buradaki amaç tabii ki bir yanıyla memurun kendini güvencede hissetmesini sağlamak, bir yanıyla da bu yanlışı yapanı cezalandırabilmektir, (idare, yanlış hesaptan sorumlu olan memuruna rücu eder).

Son 5 yıldır yaygın bir şekilde devlet dairelerinde sehven fazla ödeme vakaları yaşanmaktadır. Fazla ödeme yakın bir tarihe ait olsa, erken fark edilmiş olsa gene sorun değil, yekün çok olmadığından dava açmayan ya da açıp da kaybeden memurun geri ödemesi kolay. Son yıllarda nedense derhal fark edilmiyor, geçmişe dönük birikmiş sehvenler epeyce bir yekün tutuyor.Bir değil beş değil binlerce memurun başında bu dert var.

Şimdi size yaşanmış/halen devam eden örnekler vereceğim. Bir kamu kurumunda üç yıl boyunca ayda yüz lira fazla ödeniyor. Bu ödemenin dayanağı, bir düzenleyici işlemin yanlış yorumu. Yani ödeyen birim bunun ödenmesi gerektiğini düşünerek ödüyor, yanlış hesaptan değil. Aradan dört yıl geçiyor, iç denetimde yanlış yorum olduğu sonucuna varılıyor ve ödeme yapılan bütün memurlara yazı gönderilip üçbinaltıyüz lirayı faiziyle geri öde, ödemezsen hakkında işlem başlatırım haa, deniyor. Burada memurun hiçbir kusuru yok ve aslında yanlış hesap nedeniyle fazla ödeme de yok, işlemin iptali için idare mahkemesinde dava açıyor. İdare de memura karşı hukuk mahkemesinde sebepsiz zenginleşti diye alacak davası açıyor.

İşlem iptal ediliyor, karar kesinleşiyor. Alacak davasında ise mahkeme memuru çok zenginleşmiş bulup parayı faiziyle ödemesine karar veriyor. Giderleriyle birlikte ödenecek miktar oluyor altıbin lira. Yargıtay dosyaların bir kısmını onuyor, bir kısmını bozuyor.

Bu arada devreye bir uyuşmazlık kararı giriyor, işe bakacak mahkeme hukuk mahkemesidir, idare mahkemesi kararını hükümsüz yaptım diyor. Haydaaa (memurların avukatları a’yı sonsuza kadar uzatmak istiyor).

Başka bir kurumda aynı olay farklı gelişiyor. Bir çok dosyada İdare mahkemesinde (parasal sınırın altında kaldığı için) tek hakimle verilen iptal kararı, idarenin itirazı üzerine BİM tarafından ortadan kaldırılıp reddediliyor. Aynı kurumun  aynı işleminin tek hakimle değil de kurulca verileni ise Danıştay’a gidiyor.

İdarenin memura açtığı alacak davası da kabul ediliyor, bu kurumda çok daha fazla olan geri ödenmesi istenen miktarlar faizi-masraflarıyla 10.000,00-Tl.nin üstüne çıkıyor. Oysa memur davayı açmadan önce maaşımdan taksitle kesilsin demişti, hiç yoktan çifte mahkeme masrafı ödemek zorunda kalıyor.

Sayın Hakimlerim; aynı konuda birbiriyle çelişen çeşit çeşit kararınız var. Bu memlekete mahkeme kararlarında çok sesliliği getirdiniz ya, Allah sizden razı olsun.

Bir de bir sorum var : Bir hakimin ortalama maaşı 10.000,00-Tl. civarında diye duydum. Maaş miktarı arttıkça sehven miktarı da artıyor. 5 yıl sonra dönüp size yav şu kalemi yanlış yorumlamışız, haliyle hesap da şaşmış çıkıverin bi otuzbin, yanında da faizi olsun ha dese dava açmayıp öder misiniz? Yoksa karar değiştirip devletiyle memuru arasındaki ilişki bir özel hukuk ilişkisi olmayıp kamu hukuku ilişkisidir. Elbette Danıştay’ın içtihadı gereği … mi dersiniz.

(5 Mart 2015)