Seçim takvimine girdik. 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimi, 7 Haziran 2015  tarihinde yapılacak. Partilerin seçime yönelik ilk çalışmaları tabii ki adayların belirlenmesi süreci olacak. Adayları kim nasıl belirlerin hukukunu yazmak için, şöyle bir geçmişe uzandım. Bundan 50,5 sene önce yürürlüğe giren 648 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na bakayım dedim. 1961 Anayasası’ndan sonra 1965’de çıkıp 1980’e kadar uygulanabilmiş Kanunun 29. Maddesi’nde şöyle denmiş:

Siyasî Partilerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği için yapılacak seçimlerde gösterecekleri adaylar, her seçim çevresinde, parti seçmen kütüğüne kayıtlı bulunan bütün parti üyelerinin katılabilecekleri bir «ön seçim» ile tespit edilir.”

Hüküm çok net, ancakı, istisnası, falanı, filanı yok. Partiler seçime girecekleri çevredeki kayıtlı parti üyeleriyle ön seçim yapmak zorunda. İşte, bu çok demokratik hükmün iptali için Cumhuriyetçi İşçi Köylü Partisi Başkanı Alpaslan Türkeş Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gitmiş; “…önseçimle Türk seçmeni doğrudan doğruya iradesini izhardan alıkonulmakta, ön seçimde oy kullanmış seçmenlerin bir grubunun iradesine iştirak zorunda bırakılmaktadır. Partilerin adaylarını tespit eden bir nevi (Müntehibi evvel) lerin seçtikleri kimselere rey veren (Müntehibi sani) durumuna getirilmiş bulunmaktadırlar” demiş.

Ama AYM bu görüşe katılmamış, kuruluş varlığının nedenlerinden biri olan Türkeş’e hadi oradan çekmiş:

Tek dereceli oy ilkesi, seçmenlerin, yasama meclisi üyelerini, aracı olmadan doğrudan doğruya seçebilmeleri demektir. … millî iradenin, her türlü etkiden uzak, hür ve serbest bir şekilde belli edilmesi gerekir. Liderler kadrosunun veya sınırlı sayıdaki delegelerin seçimi sisteminin uygulanması halinde, seçmenlerle, seçilmek isteyenler, seçimi yapmış olan liderler kadrosunun veya delegelerin iradelerine bağlıdırlar. Böyle bir seçimle, seçmen çoğunluğunun istek ve iradelerinin belirdiği çok şüpheli olduğu gibi, ortaya çıkan iradenin, etkisiz, hür ve serbest olduğu da iddia edilemez. Önseçim sisteminde partiye oy verebilecek bütün parti üyelerinin aday tespiti işlemine katılmaları sağlandığından, partililer ve parti adına ortaya çıkmış bir irade söz konusu olacaktır. Bu suretle partiye yazılı olanların çoğunluğunun istek ve eğilimlerine uygun bir sonuç hasıl olacak ve hiç değilse yukarıda belirtilen sakıncalar büyük ölçüde ortadan kalkmış bulunacaktır. Tek dereceli oy ilkesi, seçmenlerin, yasama meclisi üyelerini, aracı olmadan doğrudan doğruya seçebilmeleri demektir. …”[i]

Bu kısa demokratik süreci sonlandıran 1980’lerde, doğal olarak yeni kanunlar geldi. Halen yürürlükte olan 1983 tarihli 2820 sayılı SPK’nın bu konuyu düzenleyen maddesinin ilk hali de ön seçimi esas almış[ii]. 1986’da madde değiştirilip aday belirleme işi partilere bırakılmış, Rahmetli A.Güven Gürkan da maddenin iptali için AYM’ye gitmiş; “…önseçim zorunluluğunu kaldırarak siyasi partilere aday belirleme yöntemini diledikleri biçimde saptayabilme olanağı vermekte… Demokrasinin vazgeçilmez öğesi kabul edilen partilerin adayları konusunda söz sahibi olmaları doğalsa da bu konuda seçmen iradesini tümüyle dışlayan formüllerin demokraside geçerliği yoktur. Ulusal iradenin oluşmasında seçimler kadar aday saptanmasının da önemi vardır. Adayların, seçmenlere oranla çok küçük partili kitleler tarafından saptanması ve seçmenlerin de bu belirlemeyi onaylamak durumunda kalması…”demiş.

AYM bunu da reddetmiş, tabii başka bir gerekçeyle:

“… aday belirleme parti içi bir konu olup, önseçimin zorunlu olmaktan çıkarılması, tümüyle dışlanması değildir. Partilerin kendilerine tanınan yetkiyi kötüye kullanma olasılıklarının da anayasal denetimle ilgisi bulunmamaktadır. Daha demokratik bir yapı içinde kullanılması düşünülmelidir. Parti, adaylarını, anayasal ilkelere uygun biçimde koyduğu ölçüler çerçevesinde saptamakla yetkilidir…”[iii]

Bugün itibariyle Kanun bakımından gelinen nokta şudur: “parti bilir”. Ve partiler tüzüklerine yazmışlar;

AKP, adayların hangi yöntemle belirleneceğine Merkez Karar ve Yönetim Kurulu karar verir, seçim çevresinin en az yüzde 50 sinde ön seçim yapılmasına özen gösterilir,

MHP -dürüstçe- ön seçim için özel bir şey söylememiş, Merkez Yönetim Kurulu karar verir,

CHP, ön seçim ve aday yoklaması, öncelikli yöntemlerdir, ama sonuç olarak nerede hangi yöntemin uygulanacağına Parti Meclisi karar verir,

HDP, ön seçim ve merkez yoklaması ile aday belirlenir, yöntemi Parti Meclisi söyler

İsteseler ön seçimin esas olacağı konusunda parti yönetimini bağlayıcı hükümler koyabilirler, ama koymuyorlar. Velhasıl, partiler ön seçimi sevmiyor. ABD’li bir siyaset bilimcisi (Elmer Eric Schattschneider, 1892-1971), aday gösterme yöntemi partiler açısından temel bir öneme sahiptir ve aday gösterme yönteminin niteliği, partinin niteliğini belirler. Bir partide aday gösterme yetkisi kimde ise partinin esas sahibi odur, diye yazmış.

Ey parti sahipleri, milleti oyalamayın, masrafa sokmayın, seçiverin adayları, bitsin gitsin, diyeceğim de aklıma bir başka yol daha geliyor. Yeteneksiz siniz, o ses işte bu ses benzeri yarışmalardaki gibi bir yöntemle mi seçseniz?! Hem finalde parti üyelerinin de söz hakkı olur. Ne dersiniz?!

———————————————————

[i] AYM 18/05/1967 t. E. 1965/36, K. 1967/12 s. Karar.
[ii] Milletvekilliği için yapılacak seçimlerde, siyasî partilerin bir seçim çevresindeki adaylarının listesi ve bunların listedeki sırası, o seçim çevresinde o siyasî parti üye kayıt defterine göre düzenlenen parti seçmen listesinde yer alan bütün üyelerin ilçe seçim kurullarının yönetiminde serbestçe oy kullanacakları bir önseçim ile o seçim  evresinden çıkacak milletvekili sayısının iki katı olarak, aday adaylığını koymuş olanlar arasından tespit edilir. Önseçimlerin yapılacağı gün, Yüksek Seçim Kurulu tarafından genel seçimlerden en az iki ay önceki bir tarih olarak belirlenip ilân edilir. Bütün yurtta önseçimler seçime katılacak partiler için aynı günde yapılır.
[iii] AYM 22/05/1987 t. E. 1986/17, K. 1987/11 s. Karar.

 

(16 Ocak 2015)