2014 yılında 19 milyar dolara Facebook tarafından satın alınan WhatsApp’ın kullanıcılarına ait bazı kişisel verileri, izin almaksızın Facebook ile paylaşacağını açıklaması çoğu bireysel kullanıcıda ciddi endişeler doğurmuştu. Avrupa ile ABD arasındaki kişisel veri koruma yaklaşımı farklılıkları ile alttan alta yaşanan ticaret savaşları burada da kendisini gösterdi ve ilk kez bir düzenleyici otorite tartışmaya dahil olarak, Facebook’a uyarıda bulundu.

Facebook Almanya temsilciliğinin kurulu olduğu Hamburg Veri Güvenliği Temsilcisi tarafından açıklanan kararla; Facebook, WhatsApp’ın Alman kullanıcılarına ait verileri toplamak ve depolamaktan vazgeçmeye çağrılırken, bir yandan da bugüne kadar Facebook’a aktarılan 35 milyon WhatsApp (Alman) kullanıcısına ait tüm verilerin silinmesi gerektiği bildirildi.

Veri Güvenliği temsilcisi; kullanıcıların kendi tercihleri doğrultusunda hesaplarını Facebook ile birleştirebileceklerini, ancak WhatsApp’ın kullanıcı onaylarını almaksızın doğrudan veri paylaşımına gittiğini belirterek, bu durumun Avrupa veri koruma anlayışı ile bağdaşmadığını vurgulamıştır. Tartışmanın boyutu ve zamanlaması dikkat çekicidir. Avrupa Komisyonu’nun bir başka ABD’li dev şirkete (Apple) 13 milyar Euro’luk bir vergi kaçırma suçlamasında bulunmasından hemen sonra gelen bu karar, ortada ciddi bir ticaret savaşı döndüğünü de düşündürtmektedir.

Giderek devasa yapı ve güçlere ulaşan, hemen hemen tamamı ABD kökenli bilişim şirketlerinin kısa bir zamanda geldikleri nokta dikkat çekicidir. 2006 yılı sonu itibariyle, piyasa değeri itibariyle dünyanın en büyük 10 şirketi arasında petrol/enerji şirketleri, bankalar gibi klasik yapılar dışında sadece tek bir bilişim firması (Microsoft; 4.büyük) yer alırken, Ağustos 2016 itibariyle en büyük şirket Apple olurken, ilk onda beş bilişim firması (Apple, Alphabet, microsoft, Amazon, Facebook) yer almıştır. (The Economist, september 17th-23 rd 2016)

Bilişim şirketlerinin, gelişen teknolojiler sayesinde “akıllanan” teknoloji oyuncaklarıyla yaşamın her alanına “sızarak” önem kazandıkları açık olmakla beraber, piyasa değerlerinin önemli bir kısmının bugünün en büyük ticari metası haline gelen “kişisel veri” kapasiteleri ile ilgili olduğu da gözönüne alınmalıdır. Milyarlar seviyesindeki kullanıcılarına ait pek çok kişisel veriyi “işleme” kapasitesine sahip bilişim firmaları, bu “büyük veriyi” ticari olarak en iyi şekilde kullanmanın yollarını aramaktadırlar.

Yakın bir zamanda Türkçeye çevrilen Dave Eggers’in “Çember” isimli romanı, bilişim şirketlerinin emrine giren internetin nasıl bir tutsaklığa yol açabileceğine, şeffaflık ve serbest ticaret argümanlarının yol açabileceği esaretin boyutuna dair ürkütücü, bir o kadar da gerçekçi bir senaryo sunuyor. Sosyal medya kullanan ve endişeleri olan herkesin mutlaka okuması gereken bu kitap, kişisel verilerin NEDEN ve KİMDEN korunması gerektiğini de gözler önüne seriyor.

Sonuç olarak; ABD’de mülkiyet hakkı kapsamında bir meta olarak kabul edilen kişisel veri, Avrupa’da daha çok insan hakkı olarak ele alınmaktadır. Bu yaklaşım farklılığı, bilişim firmalarının büyük bir çoğunluğunun ABD kökenli olması gerçeği ile de birleşince, bilişim firmalarının güçleri arttıkça daha çok ilgi çekmelerine, daha çok uyuşmazlığın konusu haline gelmelerine neden olmaktadır.

Bu açıdan bakıldığında; Hamburg Veri Güvenliği Temsilcisi tarafından alınan karar bireysel bir çıkış olmaktan öte kıtalararası bir uyuşmazlığın yeni bir cephesi gibi görünmektedir. İnterneti kullanan herkesi yakından ilgilendiren bu tartışma, devletler ile şirketler arasında kalmamalı, bütün yönleriyle kamuya açık bir şekilde sürdürülmelidir. Zira işin bir yanı insan hakları iken bir yanı da vergi adaletidir.

Ülke kaynakları kullanılarak tesis edilen elektronik haberleşme altyapısını hiçbir ücret ödemeden kullanan bu bilişim devleri, sahip oldukları gücü vergiden kaçınmak için pazarlıklar yapmakta kullanmaktan da çekinmemektedirler. Piyasa değeri bütün dünyadaki kullanıcıları ile artan, ulusal devletler tarafından kurulan internet  altyapıları kullanan bu şirketler, vergi ve diğer kamusal yükümlülükler söz konusu olduğunda neden bin dereden su getirmektedirler?

Görüleceği üzere; gerek veri güvenliği, gerekse vergi vb kamusal sorunlar, bu bilişim şirketleri ile ilgili meselelerin uluslararası hale geldiğinin kanıtıdır. Başta hukuk ve ekonomik hayat olmak üzere, bilinen dünyanın sonunu getirmek üzere olan bilişim devrimi kapıdan içeri girmek üzeredir. Hazır mıyız?