Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İzmir Şubesi Kadın Mühendisler Komisyonu tarafından düzenlenen “Anayasa Değişiklikleri Sonucu Kadınların Konumu” başlıklı söyleşi 27 Mayıs 2017 tarihinde Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde Savunma Hareketi’nden Av. Gökçe Bolat’ın katılımıyla gerçekleştirildi.

SavunmaHareketi.Org-Söyleşide “Türkiye’de Kadın Olmanın Dayanılmaz Endişesi” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Bolat, Adana Aladağ’da tarikat yurdunda hayatını kaybeden kadın öğrencilerden, şiddet gören kadınlara ilişkin son yıllarda kamuoyuna yansıyan örnekleri hatırlatarak konuşmasına başladı. Kadınların dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi ülkemizde de kültürel, dini ve geleneğe dayalı nedenlerle özel ve kamusal alanda haksızlıklara uğradığına vurgu yapan Bolat, uzun süreli mücadelenin sonunda 20 yüzyılın ilk yarısından itibaren kadınların demokratik toplumlarda erkeklerle eşit anayasal ve yasal haklardan yararlanmaya başladığını ifade etti.

Anayasa’da 2001, 2004 ve 2010 yıllarında yapılan değişikliklerle, kadınların yaşadığı sorunların çözümü yönünde pozitif ayrımcılık ilkesi benimsendiğine dikkat çeken Bolat, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının güçlendiğini kaydetti. Eşitliği kavramanın daha fazla gündeme gelmesiyle, kadınların ekonomik ve sosyal hayatta söz sahibi olmaya başladığını kaydeden Bolat, kadına yönelik şiddetle mücadele etmenin en önemli toplumsal sorunlardan birine dönüştüğüne işaret etti. Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesine İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin 2012 yılında Türkiye tarafından imzalandığını belirten Bolat, aynı yıl sözleşme doğrultusunda 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Yasası’nın yürürlüğe girdiği bilgisini verdi. Konuya ilişkin özel bir yasa çıkarılmasına rağmen, kadına yönelik şiddetin önlenmesinin toplumsal hayata ciddi bir yansıması olmadığını vurgulayan Bolat, “Gerek yargı sürecinde, gerekse kolluk aşamasında yasanın uygulanmasında zorluklar yaşandığı bilinmektedir. Benzer bir şekilde toplumun genelinde henüz toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddet konusunda gerekli duyarlılığın sağlandığı da söylenemez” dedi.

Kadının Mağduriyeti Artırılıyor
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün Ocak ayında açıklanan “Adli Süreçte Mağdur Kadınlar” başlıklı rapora ilişkin bilgi veren Bolat, soruşturma aşamasında mağduriyetlerini artıran faktörler olarak; “ifade alan polisin erkek olması”, “polisin kadına yönelik şiddeti ciddiye almaması”, “bazı polislerin olumsuz tutumları” ve “güvenlik” sağlanması” sorunların ön plana çıktığını kaydetti. Mağdurların adli süreçlerde de zorluklar yaşadığının raporda tespit edildiğini kaydeden Bolat, raporda yer alan “Adli süreçlerle ilgili bilgisizlik”, “mahkemede güvenlik sorunları”, “hakimlerin ve savcıların tutumları” başlıklarına ilişkin bilgi verdi. Bolat, mağdur kadınların yaşadıkları zorlukları aşılması önerilerini ise şöyle sıraladı:

“-İfadelerinin, özellikle cinsel suçlarda, kadın görevliler tarafından alınması, defalarca alınmaması, topluluk önünde alınmaması,
-Her seferinde başka bir polis veya jandarmayla muhatap olunmasının engellenmesi ve belirli görevlilerle tüm sürecin yürütülmesi,
-Adli süreçle ilgili bilgi sahibi olabilmeleri için olaydan itibaren uzman avukat sağlanması,
-Psikososyal destek sağlanması,
-Adli sürecin en başında kadına rehberlik edecek bir görevlinin tayin edilmesi,
-Hayati tehlikesi olan kadınları koruyacak ek önlemler alınması,
-Kadına yönelik şiddet konusuyla çalışan personelin eğitilmesi,
-Kadınlara maddi destek sağlanması ve iş hayatına katılımlarının kolaylaştırılacak eğitimler verilmesi.
-Boşanma davası açabilmek için devletin dosya masrafı ve vekâlet ücreti almaması
-Cezaların caydırıcı olması,
-Adli sürecin hızlanması”

Kadınlar Siyasi Haklarını Kullanamıyor
Dünya genelinde kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi konusunda tarihsel süreçlerle ilgili bilgi aktaran Bolat; ilk oy hakkının 1893 yılında Yeni Zelanda’da verildiğini, 1934 yılında ülkemizde seçme ve seçilme hakkının verildiğini belirterek günümüz Türkiyesi’nde 1934 yılından bu yana durumun pek parlak görünmediğini ifade etti.

Kadın mücadelesinin kilometre taşlarına ilişkin katılımcılara bilgi aktaran Bolat, insan haklarına ilişkin diğer tüm konularda olduğu gibi kadınların siyasal hakları kullanmasının da siyasi iktidarların uygulamalarıyla yön bulduğuna dikkat çekti. Kadınların yasal haklara sahip olmasına rağmen bu hakların kullanımında sorunlar yaşadığına işaret eden Bolat, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Özellikle muhafazakar iktidarların yönetimde olduğu dönemlerde, gerek eylem ve söylemlerle toplumu olumsuz yönde etkileme gerekse kamusal alanda engeller çıkartmak, koruyucu önlemleri yerine getirmemek gibi uygulamalar, hak ve özgürlüklerin kağıt üzerinde kalmasına neden oluyor”

OHAL’de Cezaevleri
AKP İktidarının kadına yönelik söylemlerinden örnekler veren Bolat, 15 Temmuz sonrası yaşana OHAL uygulamalarına ve Kanun Hükmünde Kararnamelere (KHK) değindi. KHK’lerle 155 basın kuruluşunun kapatıldığı, 120 bin kişinin kamu görevinden ihraç edildiğini hatırlatan Bolat, tutuklu milletvekillerine ve TBMM’nin devre dışı bırakılmasına dikkat çekti. Adalet Bakanlığı verilerine göre OHAL ile birlikte 170-180 bin olan tutuklu ve hükümlü sayısının, 215 bine ulaştığını belirten Bolat, 30 bine yakın adli tutuklunun bırakılmasına rağmen OHAL uygulamaları kapsamında tutuklamaların devam etmesi nedeniyle sayının 195 bin dolaylarında olduğu bilgisini paylaştı. Tutuklu 5 bin 971 kadının 0-6 yaş arası 510 çocuğu ile birlikte cezaevinde olduğunu belirten Bolat, 18 yaş altı çocuk tutuklu sayısının ise 2 bin 584 olduğunu bildirdi.

“Kadın Hakları Aşınır”
Anayasa değişikliğinin OHAL koşullarında gerçekleştirildiğine işaret eden Bolat, cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle TBMM’nin devre dışı bırakılacağını ifade etti. Yürütmenin yanı sıra yasama ve yargının da tek elde toplandığına işaret eden Bolat, partili başkanın yanı sıra, partili kamu görevlisi, partili genel müdür, daire başkanı ve partili yargıç gibi yeni olgularla karşı karşıya kalınacağına dikkat çekti. Anayasaların toplumsal uzlaşı metinleri olduğuna ve 2017 değişikliklerin kutuplaşmayı artırdığına değinen Bolat, 2008 yılında yüzde 60-65 seviyelerinde olan yargıya güvenin 2017’deki anketlerde yüzde 35’e gerilediğine işaret etti. Toplumdaki cumhuriyetin temel değerlerine ilişkin uzlaşının kaybedilmemesi gerektiğine vurgu yana Bolat, “Laik-bilimsel eğitim olmadan kadın haklarından bahsetmek mümkün değildir” diye konuştu. Baskı rejimi oluşturmaya dönük Anayasa değişiklikleriyle özgürlüklerin ve demokrasinin geriletildiğine vurgu yapan Bolat, sert veya ılımlı olsun “Siyasal İslam”ın kadın hakları üzerinde aşındırıcı etkiye sahip olduğuna dikkat çekti.

Hukuksuz bir şekilde ihraç edilen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın işlerine geri dönmek için yapmış olduğu açlık grevi ve bu taleplerin karşılanmasını isteyen destek eylemlerine yönelik hukuksuzluklara değinen Bolat; Yüksel Caddesinde bulunan İnsan Hakları Anıtı’nın abluka altına alındığını, caddeden insanların geçmesinin, işlerine gitmelerinin engellendiğine dikkat çekti. OHAL koşullarında yaşananları aktaran Av. Gökçe Bolat konuşmasını şöyle noktaladı:

“Temel uzlaşı noktasının cumhuriyet değerleri üzerinden muhalefet örgütlenmesi gerektiğini düşünüyorum. İlk önce kadınlar olarak cumhuriyet dışında sarılmamız gereken hiçbirşey yok. Çünkü o değerleri kaybedersek hakikaten çaresizlik o zaman başlıyor.

Yeni Türkiyede yeni kavramlarla yaşamaya alışmayacağız. Örgütlü olmanın çok önemli olduğunu ve bunun bizi çok güçlü tuttuğunu düşünüyorum. Mümkün olduğunca birarada olmak birarada durmak gerekiyor. Ve bu faşizan gerçekliği de paylaşmak gerekiyor. Sosyal medyanın önemini bu noktada unutmamak lazım. Herkesin yaşadığı hak ihlallerini paylaşmaya devam etmesi gerekiyor.”