Ankara Barosu’nun hafta sonu yapılacak genel kurulu öncesi Savunma Hareketi Başkan adayı A.v Gökçe Bolat ile Savunma Hareketi’ni ve başkan adaylığını konuştuk.

Hukuk mücadelesi için Savunma Hareketi’nin başkan adayı olduğunu belirten Bolat, “Ortak örgütümüz olan baronun olanaklarının tüm meslektaşlarımızın menfaatine uygun olarak kullanılmasını hedefleyen bir anlayışla seçimlere katılıyoruz” diyor.

OHAL sürecine ilişkin konuşan Bolat “Bugün bağımsız yargının en önemli bileşeni olduğuna inandığımız savunmayı güçlendirmeden, Saray’ı yol edinmiş yapıların boyunduruğundan kurtarmadan, ülkemizi normalleştiremeyiz” ifadelerini kullandı.

-Neden başkan adayı oldunuz?/ Neden Savunma Hareketi?

Av. Gökçe Bolat: Hukukun üstünlüğü önceliğinden ve Cumhuriyetin kurucu değerlerinden ödün vermeyen, dinamik, hızlı refleks gösteren, koltuk sevdasından uzak bir baro yönetiminin mümkün olduğuna inanıyorum. Hukuk mücadelesi için Savunma Hareketinin Başkan adayıyım.

-Savunma Hareketi’ni bize kısaca anlatır mısınız?

Av. Gökçe Bolat: Yargı bağımsızlığının yok edildiği ülkemizde; hukukun egemenliğini sağlama yükümlülüğü ile ülkemizin içine sürüklendiği hukuksal sorunları bütün boyutlarıyla uğraşı alanı olarak gören, mesleğimizin ve meslektaşlarımızın sorunlarının etkin çözümünü hedef olarak önüne koyan, savunma mesleğine itibar kazandırmak için mücadele eden, ortak örgütümüz olan baronun olanaklarının tüm meslektaşlarımızın menfaatine uygun olarak kullanılmasını hedefleyen bir anlayışla seçimlere katılıyoruz.

-Başkanlığınız ihtimalinde Ankara Barosunda ne gibi değişiklikler olacak?

Av. Gökçe Bolat: Her ilde adliye binaları birleştirilirken, Ankara Adliyesi 4 parçaya bölünmüştür. Bu duruma Ankara Barosu hiçbir ciddi tepki vermemiştir. Avukatların çalışma koşullarını aşırı derecede zorlaştıran bu uygulamaya, baronun basın açıklamasından daha ciddi refleksler göstermesi gerekirdi. Biz adalet sarayı değil bütün mahkemelerin, icra dairelerinin bir arada olduğu adliye binası istiyoruz. Adliye binasıyla ilgili kararlar, yer seçimi de dâhil katılımcı bir yöntemle belirlenmemiş, Ankara Barosu ve avukatları dışlanarak alınmıştır. İdarenin bu keyfiliğini sorgulayan, araştıran ve irade ortaya koyabilen bir meslek örgütü yaratmamız gerekmektedir. Adliye binalarının bir araya getirilmesi için etkin ve hızlı, sonuç alıcı girişimlerde bulunulacak, avukatların meslek onurlarına yakışacak ortamların sağlanması için hukuki yollara başvurma dahil çalışmalar yapılacaktır.

Bazı meslektaşlarımız büyük bir ekonomik refah seviyesini sağlayacak iş kapasitesine sahiptir. Bazı meslektaşlarımız ise kirasını ödeyememe endişesi taşımaktadır. Bu şartlar altında, meslektaşlar arasında asgari düzeyde ekonomik dayanışmayı sağlayacak bir mekanizma kurulması, mesleğin kalitesi ve itibarı açısından zorunludur. Savunma Hareketi öncelikle Ankara Barosunda daha sonra tüm barolarda ekonomik dayanışma sistemi kurulması için her türlü mücadeleyi verecektir.

Ankara Barosunun Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Merkezinin daha etkin çalışması sağlanacaktır. Arabulucuların %85’ini avukat meslektaşlarımız oluşturuyor. Bu meslektaşlara her türlü destek ve çalışma ortamı sağlanacaktır.

Baronun uygun bedelle komple kiralanacak binaları ofisler haline getirmek suretiyle, avukatlara kiralaması sağlanacaktır.

CMK ücret tarifesinin çok düşük olması nedeniyle, CMK görevi yapan avukatlar, emeklerinin karşılığını alamamaktadır. CMK tarifesinin iyileştirilmesine ilişkin etkin çalışma yapılacaktır.

Çocuklu meslektaşlarımız için adliye içerisinde çocuk bakım alanı için kreş ve etüt merkezi ciddi bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın giderilmesini Savunma Hareketi sağlayacaktır. Necatibey Caddesinde Kreş ve Etüt Merkezi açılacaktır.

Yöneten yönetilen ayrımını kaldırmak için, Ankara Barosu Danışma Kurulu oluşturulacak ve her iki ayda bir toplanarak Baronun genel yönelimiyle ilgili tartışma ve öneriler değerlendirilecektir.

Kamu hizmeti gören avukatların yeşil pasaport sahibi olmaları bir haktır ve bu hakkın elde edilmesi için her türlü çalışma yapılacaktır.

Listesinde engelli meslektaşlara yer veren Savunma Hareketi, baro yönetimine geldiğinde engelli avukatlar kurulunun önünü açacak her türlü olanağı sağlayarak gerekli çalışmaları yapacaktır.

UYAP’ta gerekli düzenlemeler ivedilikle yapılarak görme engellilerin rahatça erişimine uygun duruma getirilmelidir. Duruşma salonlarındaki ekranlarda sesli ekran okuma sistemi ve kulaklık uygulaması bulunmadığından görme engelli meslektaşlarımızın duruşmaları tam olarak takip etmeleri mümkün olamamaktadır. Oysa bu kolayca ortadan kaldırılabilecek bir eksikliktir. Engelli meslektaşlarımızın karşılaştığı yukarıda birkaç tanesine değinebildiğimiz engellerin kaldırılması, engelli sorunlarına ve engelli haklarına duyarlı bir baroyla mümkün olacaktır.

Kamuda çalışan avukatların sorunlarına doğrudan müdahil olabilen, kamu nezdinde sorunlar konusunda girişimde bulunabilecek bir yapı kurulacaktır.

Avukatların yaşadıkları her türlü sorun ile ilgili yardım ve destek isteyebilecekleri, bir “Çözüm Merkezi” kurulacaktır.

-OHAL süreci hakkında ne düşünüyorsunuz?

Av. Gökçe Bolat: Siyasi iktidar geçmişte liyakat yerine Cemaat üyeliğini referans alarak üst düzey görevlere getirdiği kamu görevlileri ile aynı yapının, kamu kaynaklarıyla büyütülen şirketlerini tasfiye ettiğini ve bu tasfiyenin devam ettiğini görüyoruz.  AKP iktidarının, geçmiş süreçteki kendi FETÖ desteğini ört bas ederek her süreçte ve durumda bin bir emekle hem cemaat hem de AKP’ye karşı direnerek görevlerini sürdüren demokrat isimlere yönelik sürgün, açığa alma, görevden uzaklaştırma uygulamalarına tanıklık ediyoruz.

AKP döneminde en büyük darbeyi alan yargı bağımsızlığı OHAL koşullarında bütünüyle askıya alınmaya çalışılmaktadır.  Hepimizin üzerinde hem fikir olduğu gibi yargı bağımsızlığı ve adalet duygusu medeni bir toplumun direği olarak kabul edilmektedir. Hem idarenin icraatlarının hukuk ile sınırlandırılması hem de bireylerin hak ve özgürlüklerini kullanabilmesinin yolu yargı bağımsızlığından geçmektedir. Çok sayıda yargı mensubunun Cemaat’in hedefleri doğrultusunda hukuki süreçlere müdahale ettiği gerekçesiyle ihraç edildiğini görüyoruz. Açıkçası bu durum, ülkemizde bir süredir, yargı kararlarının, dosya içeriklerinden, delillerden bağımsız yürütüldüğünü ortaya koyuyor.

Adli yargıdaki bu durumun bir benzeri idari yargıda da halen yaşanmakta. AKP’nin rant odaklı bir çok icraatına, hukukun evrensel kuralları yerine AKP’nin günlük çıkarları doğrultusunda verilen yargı kararlarıyla geçit verilmektedir. Alınan az sayıdaki olumlu yargı kararının uygulanmamasına da bizzat bu yargı yapısı tarafından göz yumulmuştur. Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerine kurulan ve resmi olarak Cumhurbaşkanlığı Külliyesi olarak ifade edilen Saray’a karşı yürütülen mücadeledeki sayısız “hukuksuzluğa” bizzat şahit oldum. Akp iktidarının dünya görüşünü topluma enjekte etmesinin kültürel biçiminin ana aksını oluşturan sarayın cumhuriyetin simgesi Atatürk Orman Çiftliğine inşa edilmesi ideolojik politik dönüşümü amaçlayan temel girişimlerden biridir. Açılan davalar nedeniyle üç defa keşif için gittiğim bu alanda, yargı kararlarına rağmen alanın yok oluşuna ve kaçak sarayın yükselişine gün ve gün tanık olduk. Zaten ağır aksak işleyen yargı mekanizmamız 12 Eylül Referandumu’nda “yetmez ama evet” kampanyaları eşliğinde yok edilmenin eşiğine kadar getirilmiştir. Geleceğe dair umut taşımakla birlikte günümüzde AKP’nin genel çıkarlarına ters yargı kararlarının yok hükmünde sayılabileceği, gerekirse savcı, hakim değişiklikleriyle ters yüz edilebileceği de ortadadır. Darbe girişimi ve sonrasında alınan OHAL kararları doğrultusundaki uygulamalar ile kalan hukukun üstünlüğüne ilişkin son kırıntılar da yok edilmek üzeredir.

OHAL ile birlikte keyfi gözaltılar, insan hakları ihlalleri ve işkence iddialarında ciddi bir artış yaşanmıştır. Gözaltı süresinin 30 güne çıkartılması, şüphelilerin kendi avukatlarını tayin edememeleri, gözaltı süresi boyunca avukat yardımından mahrum bırakılmaları başlı başına insan hakları ihlali oluşturmaktadır. Bu koşullar, işkenceye uygun zemin yaratmaktadır. Öncelikle, bu koşulların ortadan kaldırılması gerekir. Şüphelilerin gözaltına alındığı andan itibaren, serbestçe hukuki yardım almaları sağlanmalıdır. Hukuki yardımdan yoksun kalınan bir ortamda, adil işlem yapılamaz. Herhangi bir şüpheli ya da sanığın savunmasını üstlenmekten, iktidar uygulamaları nedeniyle geri durmak zorunda kalan avukatların, mesleklerini icra etmelerinin de olanağı kalmaz. Avukatın, savunmanın işlevsiz bırakılması, bütün bir toplumun adalet duygusunu zedeler. Sosyal sorunların artmasına, kaos ortamı yaratılmasına neden olur. Sorgu ortamlarında savunmanın serbestçe görev yapabilir hale gelmesi, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerle avukat görüşlerinin hiçbir engelle karşılaşmadan gerçekleşebilir olması, işkence ortamını ve iddialarını da ortadan kaldıracak en önemli adım olacaktır.

Yargının siyasi iktidara biat ettiği, hak arama yollarının kapandığı bir düzende “avukatlık” mesleğine ihtiyaç olmaz.  Dosya içeriğinde, delilden, bilimsel gerçeklerden uzaklaştırılmış yargı kararlarına dayanan bir düzende, avukatlık icra edilemez. Kararın mahkeme salonunda oluşmadığı bir yargılama sürecinde avukatlara da ihtiyaç yoktur. İşin aslı bizim bildiğimiz anlamda hakim ve savcıya da ihtiyaç yoktur. Siyasi genelgeler ve tezkerelere dayalı, zaman aşımı sürelerinin bile Cumhurbaşkanı’nın görüş değiştirdiği tarihe göre şekillendiren bu yargılama sürecinin hukukiliği daha uzun yıllar sorgulanacaktır. Hakim ve savcının memurlaştırılarak siyasi iktidarın gölgesinde tutulduğu, avukatların ise hakimler karşısında silikleştirildiği bir yargı sürecinin ancak üçüncü sınıf ülkelere özgü olduğu unutulmamalıdır. Bugün bağımsız yargının en önemli bileşeni olduğuna inandığımız savunmayı güçlendirmeden, Saray’ı yol edinmiş yapıların boyunduruğundan kurtarmadan, ülkemizi normalleştiremeyiz.

AV.GÖKÇE BOLAT

1982 yılında Ankara’da doğdu. Ankara Anadolu Lisesinde okudu, 2000 yılında başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2004 yılında mezun oldu. Ankara Üniversitesi Özel Hukuk Ana Bilim Dalında 2009 yılında yüksek lisans eğitimini tamamladı.

Üç sene sigortalı olarak avukatlık bürosunda çalıştıktan sonra 2009 yılında bir kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşunda çalışmaya başladı. Bu kuruluşta 2014 yılına kadar tam zamanlı görev yaptı, 2014 yılından bu yana yarı zamanlı olarak çalışmaya devam ediyor. 2014 yılından bu yana aynı zamanda serbest avukatlık yapan Bolat 2012-2014 yılları arasında Ankara Barosu Kent ve Çevre Kurulunda görev yaptı. Ankara Barosu, Barolar Birliği ve başka meslek örgütlerinin düzenlediği kent ve çevre konulu panel, sempozyumlara konuşmacı olarak katıldı.

(İLERİHABER.ORG, 14.10.2016)

KAYNAK: İLERİHABER.ORG (TIKLAYIN)