Sayın Başkan, Divan üyeleri, değerli meslektaşlarım.

 Bugüne kadar gönüllülük esası ile yönetim, disiplin, denetleme kurullarında, staj kurullarında, tüm kurul ve komisyonlarda görev üstlenmiş meslektaşlarıma ve baronun değerli emekçilerine teşekkür ederek konuşmama başlamak isterim.

Baromuzun iki yıl önceki genel kurulundan bu yana ülkemiz ve ülkemizin içerisinde bulunduğu yakın coğrafyada son derece önemli olaylara tanıklık ediyoruz. Kritik bir süreçten geçiyoruz ve nereye doğru gittiğimiz konusunda bir belirsizlik yaşıyoruz. Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren savaş ortamının ülkemize etkilerini görüyoruz. Ortadoğu’da yaşanan yıkım görüntüleri, ülkemizde de yaşanıyor. Patlayan bombalar şiddet sarmalını arttırıyor.

Bundan bir yıl önce 10 Ekim’de emek ve meslek örgütlerinin çağrısı ile Ankara’da düzenlenen Emek, Demokrasi ve Barış Mitinginde gerçekleştirilen bombalı saldırıda aralarında meslektaşımız Uygar Coşkun’un da bulunduğu 100’ün üzerinde canımızı kaybettik. Beş gün önce 10 Ekim kayıplarımızı anmamıza bile izin verilmedi. Ankara Garı önüne duvar ördüler, biber gazları ile saldırdılar, arkadaşlarımızı gözaltına aldılar. Kanayan yaramızı bir kez daha kanattılar. 10 Ekim katliamında kaybettiğimiz canları ve meslektaşımız Uygar Coşkun’u burada saygıyla anıyorum.

Bu süreçte barış mücadelesinin simge ismi, meslektaşımız,  Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’yi de kaybettik. Tahir Elçi, karanlık ellerce katledilmiştir. Bu cinayet, faili meçhul kalmamalı, katiller ve arkasındaki güçler bir an önce yargı önüne çıkarılmalıdır. Baro Başkanımız Tahir Elçi’yi de saygıyla anıyorum.

Değerli meslektaşlarım;

15 Temmuz gecesi ülkemiz kanlı bir darbe girişimine sahne oldu.15 Temmuz gecesinden zihinlerimizden silinmeyen görüntü ve kelimelerden bazılarına değinmek istiyorum. jetler, tanklar, boğaz köprüsü, trt, yurtta sulh konseyi, cnnturk, cumhurbaşkanı, facetime, selalar,  kurşunlar, meclis, bombalar, ölümler, yaralılar… O günden bu yana hızla akan süreçte toplum hukuksuzluk, ölümler, şehit haberleri, işkence, hak ihlalleri karşısında artık hiçbir şeye şaşırmama noktasına geldi.

Darbe teşebbüsü gerekçesiyle ilan edilen olağan üstü hal sürecinde darbecilerle mücadeleyi aşan hukuku rafa kaldıran düzenlemeler yürürlüğe girdi. Bu düzenlemelere paralel olarak hukuka aykırı uygulamalarla karşı karşıya kaldık. Keyfi gözaltılar, işkence iddiaları gibi insan hakları ihlalleri gündemimizin parçası oldu. Gözaltı süresinin 30 güne çıkartılması, şüphelilerin kendi avukatlarını tayin edememeleri, gözaltı süresi boyunca avukat yardımından mahrum bırakılmaları başlı başına insan hakları ihlali oluşturmaktadır. Bu koşullar, işkenceye uygun zemin yaratmaktadır. Bu duruma bir önce son verilmelidir.  Şüphelilerin gözaltına alındığı andan itibaren, serbestçe hukuki yardım almaları sağlanmalıdır. Hukuki yardımdan yoksun kalınan bir ortamda, adil işlem yapılamayacağı tartışmasızdır. Bu koşullar meslek alanımızı da derinden etkilemektedir.

Herhangi bir şüpheli ya da sanığın savunmasını üstlenmekten, iktidar uygulamaları nedeniyle geri durmak zorunda kalan avukatların, mesleklerini icra etmelerine olanak kalmaz. Avukatın, savunmanın işlevsiz bırakılması, bütün bir toplumun adalet duygusunu zedeler. Sosyal sorunların artmasına, kaos ortamı yaratılmasına neden olur. Sorgu ortamlarında savunmanın serbestçe görev yapabilir hale gelmesi, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerle avukat görüşlerinin hiçbir engelle karşılaşmadan gerçekleşmesi, işkence ortamını ve iddialarını da ortadan kaldıracak en önemli adım olacaktır.

Meslektaşlarımız cezaevi görüşmelerini çok zor şartlar altında, saatlerce bekleyerek kısıtlı sürelerde gerçekleştirmektedir. Bunun yanında cezaevlerinde memur gözetimi altında müvekkillerle görüşme kabul edilemez. Bu soruna ceza infaz memur sayısının arttırılması gibi önerilerde bulunulması hukuk ile bağdaşır nitelikte değildir. meslektaşlarımızın müvekkilleriyle insan haklarına ve hukuka uygun koşullarda görüşme yapmaları sağlanmalıdır.

Darbenin önlenmesi, hukukun rafa kaldırılmasına, keyfi bir yönetim oluşturulmasına gerekçe olamaz. Anayasada yer alan laik, demokratik hukuk devleti ilkesini bizzat iktidar eliyle geriletilmesine yönelik uygulamalar, darbe girişimi sonrasında ileri boyutlara taşınmıştır.   Hukukun üstünlüğü ilkesini her zamankinden daha çok taviz vermeksizin savunmamız, darbeye, cemaatin ülkeyi ele geçirme girişimlerine karşı olduğumuz kadar, iktidarın hukuksuzluklarına da aynı şekilde karşı durmamız gerekmektedir.

Değerli meslektaşlarım;

Böylesi bir süreçte biz avukatlara ve barolarımıza önemli görevler düşmektedir. Nerede bir insan hakkı ihlali varsa orada etkin bir şekilde müdahalede bulunan bir baro yaratmak zorundayız. Nerede adaletsiz bir uygulama varsa bunun düzeltilmesi için hemen girişimde bulunacak bir baro yaratmalıyız.

Maalesef meslek örgütlerimizin bu süreçte üzerine düşen görevleri gereği gibi yerine getirebildiğini söyleyemeyiz. Barolar Birliği başta olmak üzere hukuka aykırı uygulamaları meşrulaştıracak adımlar atıldığına tanık oluyoruz. Hukuksuz uygulamalara karşı mücadele bir yana artık sıkça dile getirilen işkence iddialarını bile gizleyerek bastırmaya çalışan tavırlar sergilendiğini görüyoruz. Kaçak Saray ziyareti, adli yıl açılışlarının bile AKP’nin siyasi gözetiminde gerçekleştirilmesine kadar vardırılan bu süreç sağlıklı bir süreç değildir. Açıkçası bu durum bizzat yargının en önemli bileşeni olan “savunmayı” temsil edenlerin, bırakın demokrasiyi, meslektaşların çıkarlarını da gözetmeyen bir tavır içinde olduğunu göstermektedir.

Yargının siyasi iktidara biat ettiği, hak arama yollarının kapandığı bir düzende “avukatlık” mesleğine ihtiyaç olmaz.  Dosya içeriğinde, delilden, bilimsel gerçeklerden uzaklaştırılmış yargı kararlarına dayanan bir düzende, mesleğimiz icra edilemez. Kararın yargılama sürecinde oluşmadığı bir sistemde avukatlara da ihtiyaç yoktur. İşin aslı bizim bildiğimiz anlamda hakim ve savcıya da ihtiyaç yoktur.

OHAL’in bir ülke gerçeği olarak kabullenme ve normal görme anlayışı ile mücadelenin ön şartı, hukukun askıya alınması ile mücadele etmektir. Hak ihlallerinin arttığı, yargının keşmekeş içerisine sokulduğu ülkemizde, yurttaşların hukuki yardım almasının zorlaşması yanında, savunma mesleğini yapanların da hukuk içerisinde çözüm bulmaları zorlaşmıştır. Bu çerçevede, bizlerin en acil görevi, kendi varlığını yeniden kazanmaktır. Dava konusu yapılmayan, takip edilmeyen her tek hak ihlalinin OHAL’i kalıcı hale getireceğini unutmamak gerekir.

Siyasi söylemlere dayalı, zaman aşımı sürelerinin bile Cumhurbaşkanı’nın bildirdiği tarihe göre şekillendiren bu yargılama sürecinin hukukiliğinden söz edilemez. Hakim ve savcının memurlaştırılarak siyasi iktidarın gölgesinde tutulduğu, avukatların ise hakimler karşısında etkisizleştirilmeye çalışılması kabul edilemez. Bugün bağımsız yargının en önemli bileşeni olduğuna inandığımız savunmayı güçlendirmeden, Saray’ı yol edinmiş yapıların boyunduruğundan kurtarmadan, ülkemizi normalleştiremeyiz.

OHAL’le ve öncesinde sayısız örneğine şahit olduğumuz hukuksuz uygulamalardan kurtulmanın bizim için en önemli yolu meslek örgütlerimize, mesleğimize ve meslektaşlarımıza sahip çıkmaktır. Aksi takdirde meslektaşlarımız iktidarın memuru, meslek örgütümüz de Adalet Bakanlığının ek binası haline dönüşmekten kurtulamaz.

Değerli meslektaşlarım;

“Hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak” ile yükümlendirilmiş Barolar ülkemizdeki haksız uygulamalara, her türlü hukuksuz işleme ve adaletsizliklere karşı mücadele konusunda toplumun öncüsü olmalıdır. Barolarımız için bu duruş kuruluş yasası gereği bir zorunluluktur.  Ancak Barolar Birliği başta olmak üzere pek çok baro bürokratik bir yapıya dönüşmüştür. Ankara Barosu da ülkenin giderek bir karanlığa dönüşmesine karşı mücadelede üstüne düşen görevleri yapmamıştır. Bürokratik olarak baronun idare edilmesi dışına taşmayan bu anlayış, Ankara Barosunun muhalif kimliği gölgesinde ülke gerçeğinden ve yaşamdan izole bir dünya yaratmıştır.

Ankara Barosu hukukun üstünlüğünden ve cumhuriyetin değerlerinden ödün vermeyen, her türlü hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karşı hızlı refleks gösteren, dinamik, duyarlı, toplumsal hassasiyetleri önemseyen bir yapıya hızla kavuşmalıdır. Savunma Hareketi genç bir ekip olarak Baromuzu bu yapıya kavuşturacak nitelikte ve mücadelenin gereklerini yerine getirecek kararlılıktadır.

Savunma Hareketi iktidarın hukuka aykırı tasarruflarını takip ederek, hem de insan hakları ve özgürlüklerini etkin bir şekilde savunmak için etkin bir çalışma yapmayı hedeflemektedir. Baro bünyesindeki hantal komisyonlar yerine günlük yaşama müdahil olan hızlı kararlar alarak, yaşama geçiren, mağdurun ayağına giden baro komisyonları ve merkezleri hayata geçirilmelidir. Örneğin Barolar Birliği ve Ankara Barosu, Kaçak Saray konusunda verilen mücadeleye müdahil olmayı bir kenara bırakın, doğru dürüst süreci bile takip etmemiştir. Hatta Barolar Birliği, neredeyse yargının idare vesayetinde olduğunun bir nişanesi olarak bu binada yapılan adli yıl açılışına katılmama kararını bile zar zor alabilmiştir.

Değerli Meslektaşlarım;

Ülkemizin ve hukuk alanının bu genel sorunları yanı sıra Ankara barosuna kayıtlı avukatların özel olarak yaşadığı sorunlar giderek artmaktadır. Mevcut Ankara Barosu yönetimimiz iki yıl önceki ortaya koymuş olduğu projeleri dahi hayata geçiremeden bugüne geldik. Geçen süre içerisinde sorunlarımız azalmamış, aksine meslek yaşantımız zorlaşmıştır. Adliye binalarının parçalanması bu zaman dilimi içinde olmuştur. Artık zamanımızın büyük bir çoğunluğu beş ayrı yerdeki adliye binalarına koşturmak ile geçmektedir.

Yenimahalle’ye taşınan icra daireleri ve icra mahkemelerinin bulunduğu bina, amaca uygun olmayan yapısıyla gerek adliye çalışanları gerekse avukatlar açısından bir çok soruna neden olmaktadır. Havalandırması yetersiz, oturacak yerin bulunmadığı, bazı günlerde hiçbir şekilde araç park yeri bulamadığımız bu binaya neden taşınıldığı anlaşılır değildir. Nitekim mevcut adliyenin boşaltılan katları bomboş durmaktadır.

Balgat adliyesi de aynı şekilde ve tüm meslektaşlarımızın bildiği bu sorunları anlatmak bile yersizdir.

Ankara Barosu ve Barolar Birliği Başkanlarımız Şubat ayında Adalet Bakanlığı Müsteşarı ile bir araya gelmişler ve Ankaralı Avukatlara Yeni Adliye Müjdesi vermişlerdir. Ancak biz artık müjde duymak istemiyoruz.

Yenimahalle’deki Ankara Hali’nin bulunduğu icra dairelerinin ve icra mahkemelerinin bulunduğu alan Ankara Adalet Sarayı olarak planlandı. Burası aslında Atatürk Orman Çiftliği arazisidir. Bu alan Atatürk Orman Çiftliği arazisinden kopan ve zamanla amacı dışında kullanılmasına olanak sağlanan birçok örnekten sadece bir tanesidir. 2013 tarihinde Adalet Bakanlığı’nın talebi üzerine imar plan değişikliği yapılarak, alan, yoğun yapılaşma koşullarında “Ankara Adalet Sarayı Alanı” kullanımına dönüştürülmüştür. Bu alan vadi tabanıdır, altından Ankara Çayı geçmektedir, yani kısacası alan adliye binası gibi kompleks bir yapı bloğu için uygun değildir. Hemen arkasındaki metro hattı bile yerin altından değil yerin üstünden tasarlanmıştır.

KHK ile yasallaştırılmaya çalışılmış AOÇ arazisinde, vadi tabanında adalet “sarayı” istemiyoruz. Ankara Barosunun yer seçimi dahil tüm karar verme süreçlerinde katılımı olmadan tepeden inme kararlar ile adliye binaları kullanım kararlarını tasvip etmiyoruz.

Biz adalet sarayı değil bütün mahkemelerin, icra dairelerinin bir arada olduğu, erişim ve kullanım kolaylığı olan, kentin mimari dokusunu bozmayan, doğal ve tarihi yapıyla uyumlu adliye binası istiyoruz. Savunma Hareketi olarak her kararı sorgulayan, araştıran ve irade ortaya koyabilen bir baro yaratma amacındayız.

Baromuzda da demokratik bir işleyiş yaratmak öncelikli hedefimizdir. Baro komisyon ve merkezlerinin yöneticilerinin keyfi gerekçelerle görevlerinden alınması son bulacaktır. Bu dönem içerisinde, Avukat Hakları Merkezinde özveriyle çalışan meslektaşlarımız, haklı oldukları bir konuda, Baro Yönetiminin keyfi bir kararıyla görevlerinden alınmıştır. Bu tür uygulamalar mesleğimizi ve örgütlülüğümüzü zayıflatan hatalı yöntemlerdir ve Savunma Hareketi olarak, Baroda demokrasinin kurulması önceliğimizdir.

Yöneten yönetilen ayrımını kaldırmak için, Ankara Barosu Danışma Kurulu fiili olarak bir an önce oluşturulmalıdır. Belirli periyotlarla toplanacak bu Kurul, Baronun genel yönelimiyle ilgili tartışma ve öneriler değerlendirilecek ve Baromuzun demokratik yapısının sürdürülebilirliğinin teminatı olacaktır. Savunma Hareketi olarak, tabana dayalı böyle bir kurulun oluşturulması konusunda, diğer gruplarla birlikte her türlü çalışmayı yapmaya hazırız.

UYAP sorunu günün hemen her saatinde karşılaştığımız sorunlar arasındadır. UYAP her türlü yargısal ve idari faaliyeti yürütebilmek amacıyla geliştirilmiş bir otomasyon sistemi olarak yaklaşık 2005 yılından beri işletilmeye çalışılmaktadır. Temel amacı etkin ve hızlı bir yargı sisteminin kurulmasıdır. Ancak sistemin sürekli tıkanması, yenileme, bakım yapılması gibi gerekçelerle askıya alınması üstelik bunların mesai saatleri içerisinde hatta bazen günlerce sürmesi söz konusu olmaktadır. Tüm yargı işlemlerinin UYAP’a kaydedilmesi esasken halen özellikle icra dairelerinden yapılan işlemlerin UYAP’a kaydedilmeksizin yapılması ciddi bir emek, zaman kaybına neden olduğu gibi bazı durumlarda hak kayıplarına dahi neden olabilmektedir. UYAP’ta avukatlar tarafından yapılan işlemlerin de artması karşısında sistemin yenilenmesi, ihtiyaçlara uygun olarak güncellenmesi konularında Baronun da görüşünün alınması ve Adalet Bakanlığı ile birlikte çözüm üretilmesi zorunludur.

Meslektaşlarımızın çözüm bekleyen sorunlarından bazılarını da şu şekilde özetleyebiliriz.

CMK ücret tarifesinin çok düşük olması nedeniyle, CMK görevi yapan meslektaşlarımız, emeklerinin karşılığını alamamaktadır. CMK tarifesinin iyileştirilmesine ilişkin çalışma yapılarak bu tarife  en azından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine çekilmelidir.

Çocuklu meslektaşlarımız için adliye içerisinde çocuk bakım alanı için kreş ve etüd merkezi ciddi bir ihtiyaçtır.

UYAP sistemi hala görme engellilerin yeterince erişimine uygun değildir. Gerekli düzenlemeler ivedilikle yapılarak görme engellilerin rahatça erişimine uygun duruma getirilmelidir.

Duruşma salonlarındaki ekranlarda sesli ekran okuma sistemi, ve kulaklık uygulaması bulunmadığından görme engelli meslektaşlarımızın duruşmaları tam olarak takip etmeleri mümkün olamamaktadır.

Adliye binalarına, duruşma salonlarına, ceza ve tutuk evlerine engellilerin erişimi ve ulaşımı önünde kaldırılması gereken birçok engel hala bulunmaktadır. Tekerlekli sandalyeyle, koltuk değneğiyle, beyaz bastonla ceza evlerine girerek müvekkilleriyle görüşmek isteyen meslektaşlarımız bin bir türlü engelle karşılaşmakta bunları aşmak için olağan üstü çaba göstererek kısmen aşabilmektedirler.

Kamuda çalışan hukukçularımızın, karar vericiler tarafından bilinmeyen ve/veya görmezden gelinen bir çok sorunları bulunmaktadır. Savunma Hareketi olarak, kamuda çalışan meslektaşlarımızın Baroda temsil edilmesi gerektiği inancıyla hareket etmekteyiz.

Meslektaşlarımızın nitelikli emeğinin gün içerisinde yollarda, otoparklarda, banka-posta kuyruklarında, asansör başlarında, hakimi olmayan mahkeme kapılarında harcanması acı bir hal almaya başlamıştır. Her biri basit çözüm içeren pek çok sorun ilgisizlik nedeniyle giderek büyümektedir. Savunma Hareketi’nin Baro Yönetiminde, meslektaşlarımızın zamanlarını çalan tüm gereksizliklerle mücadele edilecek ve ortadan kaldırılacaktır.

Değerli meslektaşlarım,

Yargı bağımsızlığının yok edildiği ülkemizde;

  • Hukukun egemenliğini sağlama yükümlülüğü ile ülkemizin içine sürüklendiği hukuksal sorunları bütün boyutlarıyla uğraşı alanı olarak gören,
  • Mesleğimizin ve meslektaşlarımızın sorunlarının etkin çözümünü hedef olarak önüne koyan,
  • Savunma mesleğine itibar kazandırmak için mücadele eden,
  • Baronun olanaklarının tüm meslektaşlarımızın menfaatine uygun olarak kullanılmasını hedefleyen bir anlayışla, Baro yönetimine aday olduk.

Savunma Hareketi, kökenleri meslek alanımızdaki demokrat, çağdaş, toplumcu mücadele geleneğinde olduğu kadar; genç, yeni ve yenilikçi bir oluşumdur.

Savunma Hareketi, Baromuz bünyesindeki farklı demokratik oluşumların tümünün birliğini ve ortak çalışmasını hedefleyen, birleştirici bir güç yaratılması iddiasındadır.

Savunma Hareketi bir hukukçu oluşumudur. Yaşamı savunmak için bir arada duran hukukçular topluluğudur.

Tüm meslektaşlarımızı da, demokratik esaslar ölçüsünde, yaşamı savunma mücadelesinde bir arada olmaya davet ediyoruz.

Yarın yapılacak Baro organları seçimlerinde yarış halinde olacak tüm arkadaşlarımıza başarılar diliyorum. Ülkemiz, mesleğimiz, meslektaşlarımız ve meslek örgütümüz açısından olumlu sonuçlar ortaya çıkacağını umut ediyorum.

Genel Kurulumuzu saygıyla selamlar, tüm meslektaşlarımıza sağlık, mutluluk ve başarılar dilerim…

AV. GÖKÇE BOLAT