Bu başlık ülkemizin bir gerçeği ise durumumuzun iç açıcı olmadığı ortadadır.

Kurucu irade, Şeri’ye ve Evkaf Vekaletini kapatırken bir asır sonra ülkenin bu döngüye tekrar girebileceğini öngörmüş müydü?

1970’li yıllarda emperyalist blokun soğuk savaş döneminde Türkiye’ye biçtiği yeşil kuşak ülkesi olma rolü 80’li yıllarda neo-liberal politikalarla birleşerek bugünün Türkiye’sini hazırlamıştır. Kısacası Türkiye’nin gericileşmesi yalnızca içsel dinamiklerin değil dışsal dinamiklerin de başat bir rol oynadığı emperyalist projelerin katalizör işlevi gördüğü çok katmanlı bir süreç olarak yaşanmıştır.

12 Eylül darbesi, kuşkusuz merkez sağ politikaların kendine taşıdığı nicel birikimi arkasına almıştır ama asıl gerçekleştirdiği toplumu İslamileşme yönünde niteliksel bir dönüşüme uğratmasıdır. Zorunlu din dersi uygulaması laik eğitimden sapmanın önemli bir adımıdır. Bütün bunlar darbecilerden ziyade arkalarındaki emperyalist aklın bir kurgusu olarak gerçekleştirilmiştir. 12 Eylül 1980 hem eğitimin hem de toplumsal yaşamın dönüşüme uğratıldığı tarihsel eşik çizgisidir.

Eğitimin dinselleştirilmesi sürecini 1998 yılında hayata geçen 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim bir nebze akamete uğratmıştır. İmam hatip okullarının orta kısmının kapatılmasının nasıl bir sonuç verdiğini –tüm sınav hilelerine karşın- cemaatler koalisyonu görmüştür. 2012-2013 yüksek öğretim döneminde, kızların oranı %48, lisans düzeyinde ise %52’dir. İlk defa kızlar yükseköğretimde erkelerin önüne geçmiştir. Bu gerçeği gören AKP koalisyonu, zorla 4+4+4’ü dayatmış ve 5. sınıfa geçen kız çocuklarını imam hatip orta bölümüne gitme yolunu açmıştır.

2013-2014 orta öğretimde İmam Hatip Okul sayısı 2074, öğrenci sayısı ise 450.969’dur. Başbakanın önce müsteşarı sonra MEB olan Ömer Dinçer 3.10.2012 tarihinde, 28 Şubat sürecinde 600 imam hatip ortaokulu kapatılmış ama biz 730 tane açtık demiştir. Ancak, orta okul düzeyinde açılan bu okullara talep tahmin ettiklerinin altında kayıt çıkınca, tüm okulların İmam hatip okullarına dönüşmesi için bir adım daha atılmıştır. SBS olarak anılan liseye geçiş sınavlarına “zorunlu din dersi, merkezi yazılılar arasına alınarak” , artık her okul imam hatipleştirilmektedir. Bugün düz lise kalmamıştır. 2013-2014 lise kayıt döneminde çocuklara dayatılan ya meslek lisesi ya açık lise ya da imam hatip lisesi. Bu yıl İHL’ne kayıtların iki katına çıkma nedeni, toplumun muhafazakarlaştırılması yanında alternatifsizliğinde bir sonucudur.

TC Başbakanı 24.02.2012 tarihine, AKP Gençlik Kongresinde, “dininin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlik” isteğini dile getirmiş, MEB bu düstura uygun 4+4+4 formülasyonunu hazırlamış ve muhalif milletvekillerini tekme tokat döverek milli iradeyi tecelli ettirmişlerdir. Bu Yasa ile 66 aylık çocuklar ve aileleri ağlayarak okula gitmek zorunda kalmışlardır. Ağaç yaşken eğilir misali çocuklar eğitime tabi tutmuşlardır. Yasama organının Başkan vekili “erkek-kız öğrencilerin bir arada okumasını tasvip etmiyorum” demiştir,. Anayasa Mahkemesi Başkanı ise, Anayasanın değiştirilemez hükümleri, Anayasa değişikliğini gerektiren durumlar yargı kararlarıyla aşılmıştır diyerek demokrasiye katkılarını dile getirmiştir. Bu yargı kararları arasında laiklik ilkesi de sözkonusu olup, türban sorunu kamuda-okullarda hallolmuştur. 2000’li yıllarda Anayasa’ya aykırı olan filler, 2014’lü yıllarda ise bu fiillerin yasaklanması Anayasa’ya –Anayasa değişmeden-aykırı hale gelmiştir.

Ancak bugün içine girdiğimiz yönetim krizi ve ona eşlik edecek iktisadi kriz, yalnızca iktidar sahiplerinin kendi şahsiyetlerini değil, toplumu yönetmede kullandıkları ideolojiyi de, başvurdukları kavramları, simge ve ritülelleri de itibarsızlaştırma fırsatı sunmaktadır.

Unutmayalım ki, Cumhuriyetin kuruluş koşullarından daha kötü durumda değiliz. Kurucu kadrolar emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşına önderlik etmenin verdiği meşruiyete yaslanarak ve bu meşruiyet sayesinde, toplumun normal koşullarda belki çok zor benimseyeceği uygulamalara imza atarak ülkeye modernleşme katında azımsanmayacak bir mesafe aldırdılar.

Ne yazık ki, çok zor koşullarda elde edilen bu kazanımların elimizden yitip gitmesine yakın zamana dek kolayca razı olduk. Üstelik bunu “özgürlükçü” “laiklik” gibi teslimiyetin cilalanmasından başka anlama gelmeyen kavramların arkasına sığınarak yaptılar.