16 Nisan Pazar günü halk oylaması yapılacak olan Anayasa Değişikliğine neden hayır dememiz gerektiği konusunda sosyal, kültürel, siyasal ve tabii ki hukuksal olarak, getirilmek istenilen yeni düzenlemenin kabul edilmez olduğu, uzman hukukçular ve bilim insanları tarafından çeşitli yönleriyle ortaya konuluyor. Bugün itibariyle toplum nezdinde Anayasa değişikliği çürütülmüş durumda. Büyük bir “hayır” çoğunluğu var ve sonucun da bu yönde olmasını bekliyoruz.

Anayasayı değiştirmek isteyen iktidar güçleriyse hiçbir geçerli, hukuksal temelli hiçbir neden ileri süremiyorlar. Birileri “hayır” dediği için “evet” denilmesini istiyorlar. “Muhalefete inanmayın” diye propaganda yapılıyor.

2010 yılındaki Anayasa referandumunda, bugünkünün aksine, Anayasa değişikliği için, içeriği boş ta olsa bir çok neden ileri sürüyorlardı. 2010 değişiklikleri ile birkaç yıl içerisinde iktidarın kendisini vurduğu gördük. 2010 yılı sonrası yüksek yargıya yerleştirilen yüzlerce hakim ve savcı bugün sorgusuz sualsiz tek kişilik hücrelere atıldılar.

2010 değişikliği ile askeri vesayet sona erdirilecek, darbelere geçit verilmeyecek ve YAŞ kararları yargısal denetime açılarak TSK mensuplarının mağdur edilmesi önlenecekti. TSK içerisinde yükselen subaylar 15 Temmuz’da darbeye kalkıştı ve binlercesinin rütbeleri söküldü, cezaevlerine dolduruldu. Yalnızca askerler değil, her kesimden kamu görevlileri, yargıya başvurma hakları olmaksızın görevlerinden edildiler.

“İleri demokrasi” makyajı çok kısa bir sürede döküldü, 2017’de bize “güçlü devlet, güçlü millet” söylemiyle otoriter bir yönetim dayatılmakta.

2010 yılında yargıyı dizayn eden HSYK’nın, sorun üreten bir yapıya dönüştüğü kısa sürede kanıtlandı. Şimdi bu hafta sonu yapılacak referandumda HSYK’nın yeniden yapılandırılması üzerinden propaganda yapılıyor, kurulun “yüksek” rütbesi alınıyor. Bu değişikliklerle de HSYK normalleştirilmiyor, iktidarın güdümüne sokulmak için günlük önlemler alınmak isteniyor.

AKP’nin 2007 ve 2010 referandumlarında yaptığı Anayasa değişiklerinin akıbeti ortada. Parlamenter sistem 2007 yılında Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin kabul edilmesiyle örselendi. 2010 yılında yargının ele geçirilmesiyle ağır darbe aldı. Bu olanlardan ders çıkartılarak sistemin onarılması gerekirken, parlamenter sistem tamamen tahrip edilmek, kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırılmak, yasama organı işlevsizleştirilmek ve Anayasa etkisizleştirilmek isteniyor.

Geçmişte yaşananlar bugün getirilen Anayasa değişikliği önerilerinin inandırıcılığının olmadığını, halk nezdinde de artık iyice ortaya çıkarttı.

Anayasa değişikliği, TBMM’yi tek yasama organı olmaktan çıkartıyor ve ülkeyi hukuk alanında kaosa sürükleyecek bir içeriğe sahip. Yürütmenin başı olan, hatta tek başına yürütme yetkisini elinde bulunduracak olan Cumhurbaşkanı’na yasa çıkartma yetkisi tanınıyor.

[su_quote]Bugün ülkemizin her zamankinden çok toplumsal uzlaşmaya ihtiyacı var. Nitekim 7 Haziran seçimleri, halkın da koalisyon istediğini ortaya koydu. Oluşacak bir koalisyonla ülkenin barış ortamına evrilmesi mümkünken, 1 Kasım’da seçimler yenilendi ve AKP yeniden tek başına iktidar oldu. Anayasa değişikliği ile “artık koalisyon olmayacak” demek, “toplumsal uzlaşı istemiyoruz” anlamını taşıyor.[/su_quote]

Cumhurbaşkanlığı kararnameleri yasa gücünde olacak. “Cumhurbaşkanlığı kararnameleri”, “TBMM kanunları” nın önüne geçecek.

Partili Cumhurbaşkanı, elde ettiği güçle, tüm toplum hayatını yeniden dizayn edecek yetkileri kullanacak. Kamu gücü, partili yöneticiler, partili bürokratlar tarafından kullanılacak. Kamu hizmetleri, iktidar partisi üzerinden dağıtılır hale gelecek.

Bizlerin tek adam diktatörlüğü olarak eleştirdiğimiz, demokrasiden uzaklaşılacağını söylediğimiz sistemi, AKP, “koalisyonlar olmayacak, istikrar gelecek” diyerek anlatıyor. AKP bu güne kadar, toplumsal gerilim üzerinden politika yürüttü. Koalisyonsuz geçen, AKP’nin tek başına iktidar olduğu 15 yılda, ülkemiz hiçbir konuda istikrar yaşamadı. Her alanda “kaos” süreklilik kazandı ve bu karmaşa yalnızca AKP’nin tek başına iktidarda kalmasına hizmet ediyor.

Demokrasisi ve ekonomisi istikrar içerisinde olan Batı Avrupa ülkelerinde, hükümet biçimleri genellikle koalisyon hatta zaman zaman azınlık hükümeti şeklinde olmaktadır. 2. Dünya Savaşı sonrasından 1990’lara kadar, 12 Avrupa ülkesinde kurulan 218 hükümetin 131’i koalisyon, 73’ü azınlık ve sadece 14’ü tek parti hükümetidir. Bu zaman diliminde, Almanya ve Lüksemburg’da bütün hükümetler koalisyon hükümetidir. Finlandiya’da bu dönemde kurulan 32 hükümetten 22’si koalisyon 10’u azınlık hükümetidir. İtalya’da kurulan 35 hükümetten 14’ü azınlık, 21’i koalisyon hükümetidir. İtalya, Almanya, Danimarka, Finlandiya, Hollanda, İzlanda ve Lüksemburg’da  bu dönem içerisinde tek parti çoğunluğuna dayanan hiçbir hükümet kurulmamıştır. [su_highlight background=”#FFFF66″](1)[/su_highlight]

Bu örneklerden de görüleceği üzere koalisyon hükümetlerinin istikrarsızlık getirdiği iddiası yanlış bir iddiadır ve AKP iktidarının devamı ile Anayasa değişikliğinin kabul edilmesinin sağlanması amacıyla ortaya atılmıştır. Koalisyon hükümeti, partilerin temsil ettiği değişik toplum kesimlerinin uzlaşması, iktidarda hep birlikte pay sahibi olunması, ülke yönetiminde daha fazla katılımın sağlanması anlamına gelir. Bugün ülkemizin her zamankinden çok toplumsal uzlaşmaya ihtiyacı var. Nitekim 7 Haziran seçimleri, halkın da koalisyon istediğini ortaya koydu. Oluşacak bir koalisyonla ülkenin barış ortamına evrilmesi mümkünken, 1 Kasım’da seçimler yenilendi ve AKP yeniden tek başına iktidar oldu. Anayasa değişikliği ile “artık koalisyon olmayacak” demek, “toplumsal uzlaşı istemiyoruz” anlamını taşıyor. Getirilmek istenilen “tek adam sistemi” toplumsal çatışma ve kutuplaşmayı ön plana çıkartıyor. Gerilimin, çatışmanın, kutuplaşmanın sürekli hale gelmesine HAYIR demeliyiz ve ülkemizde toplumsal barışın sağlanması için, değişik toplum kesimlerinin uzlaşısına dayalı, demokratik bir yönetim talep etmeliyiz.

AV. GÖKÇE BOLAT 

 

KAYNAK : R AKTÜEL DERGİ – 3. SAYI (TIKLAYIN)

[su_note radius=”1″] (1) Türkiye’nin Anayasa Gündemi-Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği Derleyen İbrahim Ö. Kaboğlu-İletişim Yayınları – 2016 Koalisyon Hükümetleri İstikrarsızlık Kaynağı mıdır? Mustafa Erdoğan s. 14[/su_note]