“diyelim ki dünya malı tümünden senin
ağız tadıyla yersen bir şeye benzer…”

Bu dizelerin ardında, önemli bir hakikat gizlidir. Kısaca belirtirsek, sağlık olmayınca hiçbir şeyin tadı kalmaz. Oysa yaşarken bunun anlamını çoğu kez unuturuz. Bundandır Kanuni, yukarıdaki sözlerini şu unutulmaz veciz sözüyle noktalar:

“halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi…”

Bazı şeylerin gerçek değerini ancak onları kaybettiğimizde anlarız. Sağlık bunların en başındadır. Sağlıktan ve sağlık hakkından söz edebilmek için öncelikle yaşam hakkının tanınması gereklidir. İnsanın temel hakları, insan kişiliğinin saygınlığının sonucu olarak, salt insan olması sebebiyle tanınan haklardır. Bu haklar, bireyin insani boyutunu öne çıkartmayı amaçlar. Temel hakların başında “yaşama hakkı” gelir. Yaşam hakkının tanınması ve kabulü tarih boyunca insanlık adına utanç verici olayların, çok kanlı ve zorlu mücadelelerin  sonucudur. Anayasa’nın 17. Maddesi’nde şöyle denilmektedir:

“I. Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı

Madde 17- Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir…”

Yaşam hakkının bir anlam ifade etmesi, gerçekleşmesi için insan yaşamının şu dört tehdide karşı korunması gerekir:

“-Kişinin, kendisine karşı korunması,
-Kişinin, üçüncü kişilere karşı korunması,
-Kişinin, devlete karşı korunması,
-Kişinin, terörizm gibi eylemlere karşı korunması.”

Bu dört tehdit önlenebildiği ölçüde yaşam hakkı ve bu kapsamda sağlık hakkı sağlanabilir. Ülkemizde sağlık hizmetinin tüm tarafları için olan ve her aşamasında görülen güçlük ve eşitsizlikler karşısında yaşam hakkının en fazla devlet tarafından ihlal edildiğini söylemek abartı değildir. Sağlık hakkı genel olarak, kişinin toplumdan, devletten, sağlığının korunmasını, gerektiğinde tedavi edilmesini, iyileştirilmesini istemesi, toplumun sağladığı imkanlardan yararlanabilmesidir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre sağlık; “sadece hasta ya da engelli olmamak değil bedensel, ruhsal ve toplumsal olarak iyi olma” halidir.

Sağlık hakkı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. Maddesi’nde bir güvence olarak yer almıştır. Burada vurgulanan, sağlık hakkının kişinin içinde yaşadığı toplum tarafından tanınması ve güvence altına alınmasıdır. Anayasa’nın değişik hükümlerinde sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkından, konut hakkında temel haklara yer verildiğini söyleyebiliriz. Oysa sağlık hakkı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer aldığı şekilde; gerek insanın gerekse ailesinin, yiyecek, giyecek, konut, tıbbi bakım, gerekli sosyal hizmetler alabilmesi, refahını sağlayacak yaşam düzeyi, sağlıklı çevre, işsizlik, sakatlık, yaşlılık veya geçim olanaklarının kendisi dışında yoksun bırakacak durumlarda herkesin sahip olması gereken güvence haklardır.

Sağlık hakkı; daha çok dar kapsamlı olarak değerlendirilmektedir, sadece hasta, sağlık kuruluşu, sağlık personeline ağırlık verilerek sınırlandırılması ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun değildir. Doğanın nükleer santrallerle katledilerek, insan sağlığının ciddi tehlikelere maruz bırakılmasının hazırlıklarının hızlandığı ülkemizde sağlık hakkı tehlikededir. Çünkü sağlık hakkı sadece istediğin hastaneye gidebilmeye indirgenemez. Sağlık hizmetinin kaliteli olması kadar sağlığın korunması için gerekli şartların temini zorunludur. Sağlık hakkından söz ettiğimizde, aslında temiz hava, temiz su, güvenli gıdanın sağlanması gerektiğinden de söz ederiz. Çünkü tüm bunlar ancak birlikte sağlık hakkına hizmet eder.

(27 Nisan 2015)